9 Şubat 2012 Perşembe

Arkadaşa Hediye / Oyuncak

Ekin'in okulunda 5 yaş grubu için verilen bir proje çalışması bu. Konusu; "arkadaşına doğumgününde vereceğin bir oyuncak tasarla". İstenen, tasarımın ve yapım aşamasının çocuğa ait olması (anneler-babalar "çocukları yerine" düşünüp "çocukları yerine" yapmayacak yani!)

Aşamaları:

* Oyuncağı tasarla.
* Tasarımını çizerek göster.
* Oyuncağın özelliklerini anlat.
* Arkadaşının oyuncağı nasıl kullanacağını anlat.
* Oyuncakla oynarken nelere dikkat edilmesini önerirsin, anlat.

Aile katılımlı çalışmaları çok seviyorum, üçümüz beraber çalışmaya katılıyoruz (ama asla Ekin'in yapması gereken hiçbir şeyi yapmıyoruz, yani onun yerine yapmıyoruz). Fikir ve yapım aşamasında söz sahibi Ekin her zaman. Çoğunu da kendi yapıyor zaten. Biz süreci yürütmekle, malzeme tedarik etmekle yükümlüyüz :) Sonuçta tamamen Ekin yapımı çalışmalar çıkıyor ortaya. Bu proje çalışması da öyle oldu.

Ekin çok sevimli bir tavşan çizdi. Sonra ona bir ev tasarladı. Babasının yardımıyla (bu kez ben hiç katılmadım, sadece sona doğru birkaç fotoğraf çektim) tavşanı bir kuklaya dönüştürdü.



İşte tavşan Şirin :) Baba-kız, Ekin'in çizimini kalın bir kartona yapıştırdılar ve kumaşlarla kapladılar. Ekin düğmelerle tamamladı tavşanını. Ucuna da tavşanı oynatabilmek için bir çubuk taktılar.





Tavşanın evini özenle çizdi Ekin. Öyle ki tavşan Şirin'in öğle uykusu yatağı ile akşam uykusu yatağı bile farklı (Zzzz'lara dikkatinizi çekmek isterim). Küveti var, havuç tarlası ve lahanaları var. Oyuncak tavşanı ve çok sevdiği kelebekleri var. Tam bir tavşan yuvası :)




"Benim işim bitti, sıra babamda. Sen kartonu kes babacığım, ben biraz etrafıma bakınayım (şşşttt kızım, yatağını topla etrafa bakınacağına, annen :P) "


Tavşan Şirin'in Evi... Bitmiş hali...



Tavşan Şirin yuvasında :)



Ben bu proje çalışmasını çok önemsedim. Birbirimize el emeği bir şeyler yapmanın değerini, sevdiğimiz kişiler için "bir şey almak" kadar "bir şey yapmak" kavramının da önemini anlatan bir çalışma bu. Tüketmek yerine üretmeyi hatırlamamız gerekiyor, yeniden. Yaratıcılık da var işin içinde, biri için bir hayal kurup gerçekleştirmenin hazzı da. Ne güzel değil mi?


Not: Hediye ve oyuncakla ilgili sevgili Banu'nun birkaç önerisi var, benim de yürekten paylaştığım. Tam da bu yazıyı hazırlarken paylaşmak yeridir diye düşündüm :) Yazı için şuraya tıklayınız (bugün bir sorun var, ulaşamıyorum, umarım siz okurken düzelmiştir)

18 Ocak 2012 Çarşamba

Ev Yapımı Nutella Denemesi


Öncelikle fotoğraflar berbat, bunun için özür dilerim. Makineme, kendi makinesi arıza yapan sevgili eşim el koydu. Zaten ev yapımı nutellanın yapım aşamasını çekmek o nedenle aklıma son anda geldi. Cep telefonuyla telefon çekmekten hiç hoşlanmamama rağmen, hiç olmazsa elimde bir kanıt olsun diye çekmek zorunda kaldım :)

Ben nutella delisi değilim. Ama birkaç kez almışlığım vardır. Geçenlerde Ayça'nın blogunda tarifi ve videoyu görünce, ev yapımı olan şeylere var olan aşırı ilgimden dolayı (şeker yerine pekmezi kullanıyorum yıllardır, ekmeklerimi evde yapıyorum, hazır ürün kullanmıyorum vs.) durmadım hemen denedim. Sonuç şu; Ekin'in haftalık kahvaltı programına gururla "ev yapımı nutellalı ekmek" maddesini ekleyebilirim artık ;)

Evde yapılan/yapılabilecek her şeye Ekin'i de katmaya çalıştığımı bilirsiniz. Bu nedenle akşamı bekledim Ekin'le beraber yapmak için. Her aşamasını gözlemlesin, katılsın, onun güzel elleri de değsin diye :) Fazlaca esmer bir nutellamız olması da sevgili kızımın tercihi :)))

Verdiğim linkte var tarifi ama burada da kayıt altına alayım istedim. Malzemeler ve yapım aşamaları şöyle:

2 su bardağı kavrulmamış fındık
2-3 yemek kaşığı kakao (Ekin bol ekledi, öyle seviyor)
Bal (göz kararı, tadını nasıl severseniz ona göre ayarlayabilirsiniz)
Süt (göz kararı, kıvamı nasıl isterseniz ona göre ayarlayabilirsiniz)

Önce fındıklar tavada kavrulur. Kabukları (videoda püf noktası vardı) bir mutfak havlusu yardımıyla kolayca çıkıyor. Havlunun içine fındıkları atıp üzerini biraz ovalayınca sıyrılıyor kabuklar :) Rondada fındıklar öğütülür. İyice öğütülünce kremamsı bir kıvam alıyor. Bildiğiniz fındık ezmesi gibi. Keşke o aşamayı da çekseymişim :( Üzerine kakao, bal ve sütü ekleyip rondoda kıvamı nutella ayarına yakın bir ayara gelinceye kadar öğütüp karıştırıyorsunuz. O anı fotoğrafladım işte :) Ah, nerdesin caaanım fotoğraf makinem!



Evde bulduğum nutella kavanozunun içine ev yapımı nutella koymak da pek manidar oldu sanki :)))

Sabah yapılan hızlıca kahvaltıdan bir görüntü... Mmmmm sesleri eşliğinde bir dilim çavdar ekmeğine sürülen anne-kız ev yapımı nutellamız ve haftanın her günü portakal suyu içmesine rağmen bugüne özel bir bardak süt (Tire organik sütü ya da AOÇ'nin keçi sütünü kullanıyoruz, ama Ekin süt içmeyi çok çok seven bir çocuk değil)
Deneyin, mis gibi fındık ve kakao kokusu geliyor kavanozu açınca ;)

27 Aralık 2011 Salı

Canavarlar :)



Uzun aralar veriyorum ama bu sadece benim isteksizliğimden kaynaklı. Hayatımızda güzel ya da paylaşılacak şeyler olmadığından değil :) Onlardan bir demet aşağıda :)

Ekin farklı kalemlerle resim/çizim yapmayı sever. Ofiste bulduğu bir kalemle yaptığı "canavar" çizimleri ve bir (kendi deyimiyle) karikatür, koridor sergimize birkaç ay önce katıldılar. Her gün bu canavarların yanından kaç kere geçiyorum kimbilir :)))

Bunlar Ekin'in canavarları Radu, Fayto ve Postacı O-O :) İsimler nerden derseniz, hiçbir fikrim yok :))) Tamamen kendi uydurması :))




Bu da çizdiği bir "karikatür". Yere düşmüş (bence resmen yere yapışmış :P) bir fil ve kuş :)


Hayat tam hız gidiyor. Bir sürü dert ettiğim şey var, aynı zamanda bir sürü de güzellik. En önemlisi Ekin'in hayatımıza kattığı güzellikler elbette. Bazılarını paylaşıyorum ama pek çoğunu da kendime saklıyorum doğrusu :) Bazen böylesi daha güzel ;)

17 Kasım 2011 Perşembe

Sanat Notları'nda Anne Sohbetleri

Ajanda Dergisi'nden ve "sanat notları" adlı blogundan tanırsınız Sinem'i. Hala tanımıyorsanız da açıp bakın, sanatın pek çok dalıyla ilgili nefis yazılar yazar. Sinem şu sıralar ikinci kez anne olmanın keyfini yaşıyor :) Belki de bu vesileyle "annelerle sohbetler" başlığında önce arkadaşı olan annelerle röportajlara başladı. Bugün yayınlanan ikinci bölümde benimle yaptığı röportaj var :)

İlgilenenler için şuradayız :)

Sinem'e övgü dolu sözleri için teşekkür ederim, onun sayfalarında yer almak benim için mutluluk oldu :)

1 Kasım 2011 Salı

Ekin'in Notaları

Geçen yıl başladığımız müzik eğitimine bu yıl da devam ediyoruz. Bu yıl biraz daha farklı, notaları sesleriyle ve adlarıyla öğreniyor artık Ekin. Ve her gün evde 5 dakika çalışma ödevi var :)) Metalofonla müzik okulunda öğrendiği şarkıları çalıyor. Enstrüman çalmak düzenli çalışma gerektirdiği için, yıl sonunda geçeceği enstrüman eğitimine bir hazırlık olarak verildi bu çalışmalar .

Çok severek çaldığını, söylediğini ve çalıştığını söylememe gerek yok. Müziği seven bir çocuk olduğu için tüm bunları severek yapıyor. Zaten sevmese, ilgi duymasa devam etmeyi düşünmezdik bile...

Yine şarkıları çalıştığı bir akşam, kendi notalarını yazmaya karar verdi Ekin :) Oturdu yazdı ve sonra da çaldı :))

Yazma aşamaları :)











Şimdi de çalma zamanı :))





"Dur, bir daha bakayım şu notalara"...




Müzik okulunda çalıştığımız şarkıların notaları...





Ekin'in yazdığı notalar...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Ölüyoruz!

Son günlerdeki yaşadıklarımız, duyduklarımız "ulan, keşke izlemeseydim" dedirten berbat filmde izlediklerimiz olsaydı...

Aklımızı, kanımızı donduran şeyler bunlar. Herkes delirmiş gibi! Yaşananlar korkunç, ölen gencecik insanlar, ağzından sözcüklerle birlikte kin, nefret, öfke kusanlar, doğal afeti bile ilahi adaletle, intikamla bağdaştıranlar, dünyada sadece kendi tercih ettiği etnik kökenli insanlarla yaşamayı diğerlerini ortadan kaldırmayı düşünen her çeşit ırkçılar... Allah'ım noluyor? Delirdik mi? Aklımızı mı yitirdik? Bu kadar saçmalık neden yaşanıyor? Hangi bağımsızlık bu kadar canın yitirilmesine değer? Deprem nasıl olur da oh çekilen, ölenlerin olmasına sevinilen bir durum olur? Nasıl, nasıl, nasıl??? Barıştan, insan olmaktan bahsedene tuhaf tuhaf bakmaya başladı herkes! Bu delilik bitmeli bir an önce. Berbat bir filmi izlemişiz de, pişman olmuşuz gibi olsun.

Bu durumu çocuklarımıza nasıl anlatırız? Birileri depremde öldü, biz çok sevindik diye :( Ya da öyle mücadele ettik ki, binlerce genç delikanlıyı öldürdük "karşı taraftan" diye :( Ölüm ve kan üzerinden elde edilenlerden ne hayır gelir?

İçim acıyor, insanların bu hale gelmelerine kahroluyorum. Her ölenle insanlığımız biraz daha eksiliyor, biz bir kez daha ölüyoruz. Ne yazık ki...

Not-1: Bu blogda sadece Ekin'le paylaştıklarımıza yer vermeye çalışıyorum. Gündem ya da kişisel konuları buraya hemen hemen hiç taşımıyorum. Ama bunları yazmak istedim. Geldiğimiz şu nokta üzerinde konuşmamız gereken bir nokta. Burada da yer almalı...

Not-2: Bugün evdeki kışlıklardan, özellikle çocuklar için olanlardan ayırıp yarın götürmek üzere hazırladım. Van'da çocukların perişan olduklarını düşünerek ben de perişan oldum :( Van'a yardım konusunda sosyal medya müthiş çalışıyor, pek çok yerde hızla organize olundu, birçok belediye, firma ve çeşitli kuruluşlar yardımları ulaştırmaya başladılar. Hepsini birarada bulabileceğimiz bir adres var: http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/ Bulunduğunuz yerde yardımlarınızı nerelere ulaştırabilirsiniz, ya da en acil nelere itiyaç var, hepsini bu linkte bulabilirsiniz.

Not-3: Bu konuyla ilgili Fikir Mahsulleri Ofisi'nde bir yazı okudum. "Bu ülkede bugün sadece insanlar ölmedi, insanlık öldü." diye yazmışlar. Üzerine söylenecek bir söz yok bence.

23 Ekim 2011 Pazar

Gidişat...

Uzun bir ara.. Arayı açtıkça daha da uzaklaşma hissi... Arada açıp bakıp "hımm, güzel şeyler yapmışız" deyip kapatma... Bu ara blogumla ilişkimiz bu yüzeyde ilerliyor. Pardon bu ilerleme değil tabi duraklama :)

Daha içine kapanık bir dönemdeyim. Kendime dönük, dış dünyayla mesafeli... İçerinden dışarıya bakışta çok da sevimli şeyler görünmüyor zaten. Herhangi bir sıkıntı hali değil bu, böyle olması gereken bir dönemi yaşıyorum sanırım. İyi de geliyor. Dışa dönük yapıda bir insan için zorlayıcı olsa bile (normal halime kıyasla epey uzun süredir böyle olduğum düşünülürse) iyi geliyor. Paylaşmadan, konuşmadan duramayan ben, bu kadar ketum olan şu halimi yadırgıyorum ama ruhumun buna ihtiyacı var(mış).



Ekin büyüyor. Artık 5 yaşında bir "abla". Çocuk olduğunu kabul etmiyor, ablayım ben diyor :) Oysa hiçbir zaman "artık abla oldun, büyüdün" deyip de onu zorlamıyoruz. Büyüme sürecini izlemek çok güzel. Ama zorlukları da var elbette. Kızım bazen bir genç kız, hali, edası, kaprisleriyle sanki bir ergen var karşımda. Bazen küçücük bir bebek, sürekli ilgi isteyen, istediği olmadığında hırçınlaşan. Bu değişkenlik normal, ne de olsa 5 yaş 15 yaşın muadili sayılıyor :) Yine de bazen ayak uydurmak zor. 11.00-18.00 arası okulda, ama onu çok özlüyorum, keşke daha çok beraber olabilsek. İyi vakit geçirdiğine ve mutlu olduğuna eminim, her şeyi anlatan bir çocuk. Ama geri kalan zaman bana yetmiyor :) Saçma mı? Belki de :)

- Sabah ve akşam yeterince vakit geçiremediğimizi düşündüğünde "Yatma vakti mi? Ama daha eğlenemedik ki" diye isyan edip ancak beraber kitap okuyacağımızı söylediğimde ikna oluyor :) Bilse bana da yetmiyor o kadarcık zaman :)

- Bir hayali var Ekin'in, makineler icat etmek (bu aralar türlü işlevlerde türlü makinelerin tasarımlarını yapıyor çizimle) ve bu icatlarını bir dükkanda sergileyip satmak :) Hem tasarımcı hem tüccar olacak sanırım :)))

- "Dünyanın sonu var mı?" diye soran küçük bir kıza nasıl cevap verilir? Ya da "Neden hiç klasik müzik bestecisi kadın yok?" diye sorarsa? Soruya soruyla cevap vermek en eğlendiğim kısmı bu işin :)

- İsyan ettiği konulardan birisi de babasıyla daha çok birlikte olmak istemesi. Çok çalışan, mesai saati kavramı olmayan bir babası olunca, babasını deli gibi özleyip anneye isyan eden bir çocuk profili çıkıyor ortaya :) Cumartesileri özellikle isyan tava yapıyor. "Bu ne biçim hafta sonu, babam neden çalışıyor, bütün gün babamla olmak istiyorum ben, babaaaa!" şeklinde sonu gelmez söylenmelerle mücadele etmek zorunda kalıyorum. Sonuçta, birlikte geçirebildikleri her anı dipdibe, kucak kucağa ve kikirdeyerek geçiriyorlar :))

- "Anneciğim, seni çok seviyorum. Bunu binlerce kez söyleyebilirim" dediğinde yaşadığım mutluluk tarifsiz. Benim sevgimin sınırsız olduğunu söylememe gerek yok, eminim hissediyor zaten bunu.

- Tek dileğim (neredeyse hayatımdaki tek beklentim) Ekin yetişkin olduğu zaman, birbirine açık olabilen, sohbet edebilen, dertleşebilen anne-kız (ve babası için de baba-kız demeliyim) olabilmemiz. Bu aralar bu konuyu çok düşünüyorum. Benim çok yaşayamadığım şeyler bunlar, kızıma yaşatabilecek miyim diye dertleniyorum.

Pek çok konuda kararlar vermeliyim. Oysa hiç yapamadığım şeylerden biridir hedefler koymak, orta-uzun vadede planlar yapmak. Şu anda ne hissediyorum, ne düşünüyorum, ona göre davranmak benim yapabildiğim. Çok planlı biri olamadım ben.

Tamamlanmayı bekleyen bir döngünün içindeyim, çember ne zaman ve nasıl kapanır bilemiyorum.