26 Şubat 2010 Cuma

Sevgi Temalı Kartımız

Geçen günkü yazımda bahsettiğim sevgi temalı kartımız Nuran ve Emincan'a ulaşmış. Artık neler yaptığımızdan bahsedebilirim :)))

Kartımızı hazırlama aşamalarımız şöyle:

Önce kartımızda kullanacağımız kalpler için dokulu kağıtlar oluşturduk. Fikir şurdan, biz hepsini aynı yapmadık, kendi kendimize de teknik uydurduk :)

Ekin;
1. Beyaz bir kağıdı kırmızıya boyadı. Kağıt kurumadan tarakla üzerine çizgiler yaptı.
2. Boyalarıyla mavi ve kırmızı rengi karıştırarak mor renk yaptı. Beyaz kağıdın üzerine kalın fırça darbeleriyle dokular oluşturdu.
3. Beyaz bir kağıdı pembe ve mor boyayla boyayıp üzerine çeşitli renklerde simler dökerek süsledi.


Kartımızın orta sayfasına Ekin ve Emincan'ın fotoğraflarını yapıştırdık. Ekin ve Emincan'ın adlarını çıkartmalı harflerle oluşturduk. Ekin kendi çizip kestiği kalbi yapıştırdı, bir de küçük notumuzu yazdık.


Hazırladığımız dokulu kağıtlara çeşitli boyutlarda kalpler çizdik. Ben Ekin'in kesmesini istedim ama "sen kes, ben yapıştırayım anne" deyince görev dağılımı onun istediği şekilde gerçekleşti :))

Ekin, kartımızın ön sayfasına ve arka sayfasına hazırladığımız kalpleri dilediği gibi yapıştırdı. Arkasına kendi alfabesiyle "Ekin" yazdı :)



İşte sevgi temalı kartımız...



Biz böyle şeyler hazırlamayı seviyoruz. Temalı kartlara devam ederiz umarım...

23 Şubat 2010 Salı

Hava Bozuktu Ama Biz Buluştuk...


Anne-bebek buluşmalarımızın kadrosu oluştu artık, hep aynı grup toplanıyoruz. Ben&Ekin, Demet&Deniz, Işıl&Sarp, Orkide&Ege, Helil&Eren, İdil&Can. Bu buluşmada Can hasta olduğundan yoktu ama İdil bizleri görmek için katıldı. Helil de her zamanki gibi buluşmanın epey ilerleyen vakitlerinde yetişebildi bize :))


Cumartesi günü, havanın rüzgarlı ve kapalı olması biraz hayalkırıklığı yaratsa da keyifli ve hareketli bir gün geçirdik. İzmir Sanat'ın cafesinde oturduk (bu arada işletmecisi kimse bilmiyorum ama, sorumlu gibi görünen bir kadın vardı içeride, müşteriye tavrı ve konuşmaları çok rahatsız ediciydi. Söylemeden geçmeyeyim...) Çocuklarımız bahçede koşup top oynadılar. Ekin'ciğim gene epey iştahsızdı, bakalım nasıl düzelecek bu durum :( Bu aralar epey keyifsiz; yemek seçmeyen, bizimle oturup herşeyi yiyen kızım, pek nazlı oldu yemek konusunda.


Işıl'ın önerisiyle, Orkide'nin seçimiyle ve benim fotoğraf desteğimle Demet'e Çin'de bizi hatırlaması için küçük bir hediye verdik. Umarız sevmiştir :)) İçimiz biraz buruktu doğrusu, yakın zamanda uğurlayacağız sevgili arkadaşımızı ve güzel kızını Çin diyarına...



Sonra biraz parkta oynasın kuzularımız diye parka gittik, bir süre sonra kaçarcasına ayrıldık parktan. Epey kalabalıklaşmış ve keyifsizleşmişti çünkü...



Tenis Klubü'ne gittik ve yağmur bastırana kadar dışarıda tenis toplarıyla oynadık hep beraber. Ekin tenis maçını ilgiyle izledi. Deniz'in kapişonunun içine top sakladı ve bu durum Ekin'le Deniz'i çok eğlendirdi :)) Bu kızlar birbirleriyle çok güzel anlaşıp oynuyorlar. Ayrılacak olmaları çok üzücü :( Umarım Demet'ler döndüklerinde de Ekin ve Deniz aynı şekilde birbirleriyle çok iyi arkadaş olurlar...


Bunlar da grubun oğlanları... (bir eksikle :) )



Bir sonraki buluşmada görüşmek üzere :))

19 Şubat 2010 Cuma

Sobeee! Çantamı Açtım...


Herkesin çantasında neler var diye bakarken sonunda sobelendim. Demet'çiğim beni sobelemiş, ben de çantamı açtım. Bu ortalama hali çantamın, küçük bölmelerdeki minik ıvır zıvırları çıkarmadım. Bu çantayı eşim almıştı, "Allah aşkına bana şöööyle kocaman bir çanta bulsana" demiştim. Çünkü aradığım büyüklükte ve modelde çanta bulamıyordum. Bu çanta iyi oldu, uzun süredir kullanıyorum. Bakmayın öyle durduğuna, epey malzeme taşır kendisi :)))

Gelelim içindekilere... Say say bitmez. Ben zaten bir sürü eşyayla gezerim normalde de, Ekin'in de eşyaları eklenince iyice abartı bir durum ortaya çıkıyor. Her yere minumum bu eşyalarla (bakınız yukarıdaki foto) giderim, hatta bazen daha da eklenir (yakın çevrem tanık, hatta Demet'e sorun, o biliyor çanta durumlarımı :) ). Bir de fotoğraf makinesi çantam var tabi, onsuz da yapamam.


Sayıyorum:
  • Cüzdan niyetine kullandığım siyah mini çanta (hala kendime bir cüzdan beğenemedim)
  • Bozuk paralar için kırmızı mini çanta
  • Kartvizitim için kartlık
  • Ekin'e birkaç toka
  • Not defterim ve kalemim
  • Cep telefonum ve kulaklığım (Ekin uyuduğunda kulaklığı takıp müzik dinliyorum)
  • Her daim okuduğum kitap (Ekin uyuduğunda ya da herhangi bir boşlukta okumak için/bu aralar pek mümkün olmasa da neden yanıma almadım ki dememek için)
  • Ekin'e okuması için kitaplar ( o gün hangilerini seçmişse)
  • Ekin'e ve bana su
  • Güneş gözlüğüm ve numaralı gözlüğümün kılıfı
  • Gözlük temizleme spreyim
  • Ekin'in boyaları ( onlar olmadan olmaz!)
  • Makyaj çantam (pembe olan), rujumu tazelemem gerekir çünkü :)
  • Antibakteriyel jel
  • El kremim
  • Islak mendil paketi ve birkaç kolonyalı mendil
  • Ekin'e atıştırmalık çerez ( fındık, ceviz, kuru dut, yaban mersini gibi bir karışım)
  • Anahtarlığım (Ekin'in çok sevdiği sarı köpekçik)
  • Ekin'e yedek kıyafet (bunları da mutlaka alırım, terlerse ya da kirlenirse diye, çoğunlukla aynen geri getiririm. Götürmesem kesin lazım olur...)
  • Ekin'in Helen Doron İngilizce CD'si (arabada dinlemek için)
E, valla aynen böyle. Fazlası da olur ama bundan az olmaz :)))
Eğer dışarıda daha uzun kalacaksak, daha çok oyuncak ( yapboz ya da çivi oyuncağı veya patates kafa gibi) ve araba koltuğunda uyuyacağı için kucaklayıp eve götürürken sırtını örtmek için battaniye ve büyük resim defteri gibi fazladan eşyalar da alırım ama onlar çantama sığmayacağı için ayrı bir çantayla taşırım.
Ben de, artık sobelenmeyen kaldı mı bilmem ama, Umur'u ve Berrak'ı sobeliyorum. Hadi siz de açın çantalarınızı :))

18 Şubat 2010 Perşembe

Sevgi Temalı Kartımız Hazır :))

Nuran'ın başlattığı sevgi temalı kart etkinliği için (şurada sözü edilen) hazırladığımız kartı sonunda tamamladık dün itibariyle.... Birkaç aşamada oluşturduk o nedenle birkaç güne yaydık ve bitirdik. Ama bugün gönderemedik, Ekin keyifsizdi. Ben de postaneye beraber gidelim istedim. O nedenle yarın postaneye gidip zarfımızı göndereceğiz Emincan'a :)))

Ama... Bilin bakalım bu küçük kız neler hazırladı? İpuçları bilerek kırpılmış birkaç fotoğraftan ibaret :))) Emincan'a ulaşınca kartımız, yayınlayabiliriz :)))


Ekin acaba ne boyuyor?


Acaba neler yapıştırıyor?


Ekin hazırlama aşamasından çok hoşlandı. Bakalım ortaya nasıl birşey çıktı? Bekleyin :=)

Bu arada çekilişte onlara çıkmamamıza rağmen bize de kart yapmış Nuran ve Emincan... Onlara teşekkürlerimizi ve sevgilerimizi iletiyoruz :) Elinize sağlık...


16 Şubat 2010 Salı

Ortaya Karışık :)

Bu aralar bol bol çizgi çalışması yapıyoruz. Ekin'in kalem/boya tutuşu biraz şekillenmeye başladı bu sayede. Dördüncü parmak da devreden çıktı mı, tamamdır :)) Hazır çizgilerle uğraşırken birkaç iş birarada bir etkinlik yapalım dedim. Sonbaharda bahçeden topladığımız yapraklarla Iraz'ın oğluyla yaptığı yaprak etkinliğini yaptık. Ama biraz farklı...

Önce kurmuş olan yaprakları parmaklarımızla ufaladık. Uzun süre Ekin'in odasında harika dekor görevi yapan yapraklara kıyamamıştım. Ama artık kıydık :)


Sonra ben birkaç yaprak çizdim ve Ekin için nokta birleştirme oyunu haline getirdim. Ekin de keçeli kalemleriyle noktaları birleştirerek yaprakları oluşturdu.



Aralara rüzgar ve yağmur damlaları çizdi. Bir kurbağa ve göl yaptı :) Sonra yapıştırıcı sürüp kuru yaprakları yapıştırdı.



Aşamalar ve sonuç da şöyle:


Minik oyuncaklar sıraya girin! Yüz boyama zamanı :)) Ekin ben mutfaktayken hep yanımda oynar. Geçen gün de böyle bir oyun buldu kendine. Minik oyuncaklarına tek tek sordu (bu arada onları da ben seslendiriyorum, hem de hepsini! Sesimde ufacık bir ton değişikliği olsun, küçük hanım kabul etmiyor :) ) "yüzüne ne yapmamı istersin?" diye...


Sırayla hepsine yüz boyaması yaptı. Kimisi palyaço oldu, kimisi kelebek... Ertesi güne kadar mutfakta durdu minik oyuncaklar. Sonra da ıslak mendille hepsini güzelce temizledi kızım...



Ve elbette parmak boyası... Önce sakin sakin başlayan parmak boyası çalışmasında, birkaç sayfa resimden sonra bu sonuç çıktı :) Kağıdın ortası üst üste boyanmaktan eğrildi :) Ama Ekin çok eğlendi :)

Aslında Ekin'in yaptığı resimlerden de koymak istiyorum bloga yeniden. Ama önceden çekilmiş fotoğraflardan seçmem gerekiyor.


Küçük ressamımın küçük elleri :)))



Bir sonraki çalışmamız da "sevgi temalı kart" yapımı. Başladık kızımla, taslak ve ön hazırlık tamam. Gerisi postaladıktan sonra :))

13 Şubat 2010 Cumartesi

Dressing Frames / Giyinme Çerçeveleri İçin Çerçevelerimiz Hazır :)


Mobilya atölyesi olan mimar arkadaşımıza sipariş ettiğimiz çerçevelerimiz dün geldi! Şimdilik 6 tane istedik. Bakalım yapabilecek miyim? Hava çok yağışlı bugün, bu aralar hep böyle. Bir ara çıkıp malzemeleri de almalıyım. Kumaş ve aparatları almazsam, gene ertelenir, alıp hemen girişmeli...

10 Şubat 2010 Çarşamba

Kolaj Çalışması

Eşim elinde kolaj kitabıyla gelince çok şaşırmıştım, Ekin o zaman çok küçüktü. Sanırım 2 yaş civarı başladık kolajlara. Kitapta malzemeler (çeşitli kalınlıkta parlak ve renkli kağıtlar, pullar, simler, küçük bir zigzag makas, kalem, ipler, oynayan gözler gibi), bir "collage pad", ve adım adım yapılışı anlatan resimli anlatım bölümü var.


Malzemelerin saçılmış hali, Ekin çalışmasını boyalarla zenginleştiriyor :)



Ekin'le zaman içinde yaptığımız çalışmalardan birkaç örnek koydum. Çalışmaların bazıları oldukça özgün oldu :) Kitaba birebir bağlı kalmadık. Böylesinden çok daha fazla keyif aldığını biliyorum çünkü...

Mesela; bu balığı kafasına göre süslemişti :)))


Kelebeği de öyle... Kitapla birlikte verilen pulları, hatta evdeki alüminyum folyo parçalarını (bu gibi etkinlikler için saklamıştım :) ) kullanarak hatta bir de boyayarak oluşturmuştu kelebeği...

Bu çiçeklerde de en çok kağıt buruşturma kısmını sevmişti. Bunda yardımım daha çok oldu...

Bu diğerlerine göre çok daha kolay bir kolaj, ilk yaptığımız da buydu zaten :)


Elbette kolaj çalışması için böyle bir kitaba ihtiyaç yok, evdeki atık malzemelerle de müthiş kolajlar yapılabilir ki biz yapıyoruz :)) Ekin'in çok özgün ve ilginç kolajları da var. Ve gözlemim şu, konusunu ve malzemesini kendisi belirlediğinde çok daha fazla keyifle yapıyor çalışmasını. O nedenle az müdahale=mutlu çocuk, bizim formülümüz bu :)

7 Şubat 2010 Pazar

Çalışmayan Anne Daha mı Az Yorulur?



(Bu bir iç dökme yazısıdır. Biraz sıkıntı, biraz hayalkırıklığı ile yazılmıştır...)


Kızımız doğmadan önce, eşimle aynı ofiste, kendi kurduğumuz mimarlık şirketimizde çalışıyordum. Üniversiteden beri çalışıyorum. Stajlarımı, ofis çalışmalarımı, şantiyeleri, projeleri hep ciddiye aldım, sorumluluklarımın bilincinde oldum. Mesai saatlerini önemsemedim, gözüm saatte olmadı, pazarları bile çalıştım. Bu, eşimle beraber işlerimizi geliştirirken de böyle oldu.

Sonra kızımız Ekin doğdu. Doğuma bir hafta kalana kadar çalıştım. Ama kendi işimiz olduğundan yorucu bir tempoda değildi bu çalışma şekli, hatta ilk aylar bulantılarım nedeniyle oldukça da esnekti. Kızımın doğumundan sonra, işlerimizin çok yoğun olmasına rağmen, kızıma kendim bakmayı seçtim. Eşim de böyle düşünüyordu, ama eminim ofise dönmeyi istediğimi söylesem, ona da sevinerek razı olurdu :) Çalışma hayatından ev hayatına, hem de benim bakımıma muhtaç küçücük bir varlıkla, geçiş yapmış oldum. Kızımı yardımsız büyütmeye çalıştım. Kendimi kızıma adadım. "Çalışıyor musun?" diye sorana "Ara verdim, kızımla ilgileniyorum." diyorum. Yakın çevremin "Kızıyla fazla ilgileniyor, işini, mimarlığı bile bıraktı" şeklinde, içinde eleştiri de barındırdığını bildiğim söylemlerine kulak tıkadım. Çevremde benim gibi çocuğuyla ilgilenmek için işini, kariyerini bırakmış çok çok az kadın var. Çoğu annelerinin desteğiyle çocuklarını büyüten, işlerine devam etmeği tercih etmiş kadınlar. Ben bunu eleştirmiyorum. Ama neden evinde çocuğuna bakmayı "tercih etmiş" kadınların daha az yorulup, daha rahat oldukları varsayılıyor? Bunu anlamakta zorlanıyorum. Ben çalışma hayatını biliyorum. Çalışan annelerin ne gibi zorluklar yaşayabileceğini de duyuyorum, okuyorum. Onlara saygım sonsuz. Ama eşinin bile "oh ne güzel hayat!" diye düşündüğü "çalışmamayı seçmiş" bir anne olarak, bize saygı duyulmadığını düşünüyorum. Kendine çok az vakit ayırabilen (tahmininizden de az emin olun :) ), kızı yanında olmadan dışarıya 3 sene içinde 1-2 kez çıkmış ( o da önemli bir iş için, gezmek, kafa dağıtmak falan değil yani) bir anneyim.

Eşim çok çalışan, çok yorulan, ayrıca işini, mesleğini çok önemseyen bir insan. Benim işimse kızım. Onun sağlıklı, mutlu olması için gerçekten emek sarfediyorum. Bu ikisi elmayla armut gibi midir? Yani işe gitsem, akşamları kızımla ilgilensem, daha çok yorulan, daha kıymetli bir anne mi yapar beni bu durum? O zaman mı eşit konuma gelir anneyle baba?

Bu yolu kendim seçtim. Bu bir tercih, bunu kendime sık sık tekrarlıyorum. Ne zaman istesem işime dönebilirim, kendi işimiz. Ben kızımızın yanında olmayı seçtim. Dünyanın en zor işini yapmıyorum, sonuçta kızımlayım, her ne kadar 24 saat (gece mesaileri artık yok denecek kadar az tabi, sadece sıkıntılı gecelerde) onunla olmak biraz zorlayıcı olsa da çok çok keyif alıyorum. Bazen nefes almak istiyorum, bazen yalnız kendim için bir şey yapmak... Ama nasılsa çalışmıyorum ya, bütün gün bana ait (sanki)... Olsun, kızım biraz daha büyüyünceye kadar sabrederim. Bu ister fedakarlık osun, ister enayilik, bunun için ileride hiçbir zaman kızımı suçlamayacağım. "Senin için evde kaldım, saçımı süpürge ettim" tarzı konuşmalar yapmayacağım.

Ama tüm bu nedenler ve daha derin kaygılarım nedeniyle ikinci bir çocuk yapmayı düşünmüyorum, her ne kadar eşim istese de...


Bu blog sayesinde kendimi daha iyi hissediyorum... Benim gibi olan anneler olduğunu, yalnız olmadığımı düşünüyorum. Ama emin değilim...

3 Şubat 2010 Çarşamba

Haftasonu / Arkadaşlar ve Mimarlar

Hafta sonumuz oldukça hareketliydi. Cumartesi günü Ekin'in jimnastikten arkadaşları İpek ve Ceyda'nın evine, oyun oynamaya davetliydik. Pazar günü Mimarlar Odası'nda seçim vardı, oylarımızı kullandıktan sonra Denizkızı ve ailesiyle buluştuk.

Pazar gününden başlayayım. Mimarlar Odası'ndaki seçimlere bu sene Ekin'i de götürdük. Ne de olsa artık sigara içilmiyor kapalı mekanlarda :) Epeydir görmediğimiz arkadaşlarımızı gördük. Hocalarımız, tanıdıklarımız, çocuklarıyla ya da çocuksuz arkadaşlarımız derken, epey kalabalık bir ortamdı. Ekin ilk kez gittiği için önce bunaldı kalabalıktan ve insanların ilgisinden. Sonra çocuklar için daha sakin bir ortam oluşturulunca, orada durdu babasıyla. Diğerleriyle beraber resim yaptı. Biz de dönüşümlü olarak oyumuzu kullandık.





İlk anlarda sadece Pınar Abla'sını görünce gülümsedi. Ee, yeni doğmuş bir bebekken Pınar Abla'sı Ekin'i görmeye gelmişti, onu tanıyor tabi :)))


Mimarlar Odası'ndan sonra Bostanlı'da Demet, Ateş ve Deniz'le buluşmaya, biraz gecikmeli de olsa gidebildik. Hava yağmurluydu, gideceğimiz cafe de tadilatta olunca, Demet'ler bizi evlerine davet ettiler. Bizim kızlar da beraber oynamayı çok seviyorlar. Bol bol coşup kudurdular.




Çaylar hazırladılar, babalara çay servisi yaptılar. Özellikle eşime çay getirirken Deniz'in halleri çok hoştu. Edalı bakışlar, mahçup haller, nasıl anlatayım, görmek lazım :))






Ekin'le Deniz tünelle oynamaya bayılıyorlar. Bu sefer Ekin değişik bir oyun geliştirdi. Tüneli dikey kullanıp, içinden çıkma oyunu!

1.


2.



3.



Bu güzel pazar günü için Demet'e, Ateş'e ve Denizkızı'na teşekkür ederiz. Çok keyif aldık, kızlar da her zamanki gibi çok eğlendiler. Gittikçe ayrılmak daha da zorlaşacak :(




Cumartesi günü de İpek ve Ceyda'nın evindeydik. İki kardeş, öğleden sonra oynamak için Ekin'i çağırdılar. Bol bol oynayıp resim yaptılar. İpek yaptığı tüm resimleri Ekin'e hediye etti.



Koridorda durup beni çağırdılar ve fotoğraflarını çekmemi istediler. Ben her yere fotoğraf makinemle gidiyorum, bayan "foto şipşak" :))) Pozları çok şirindi, sıra sıra dizilip gülümsediler :) Çok tatlılar :))




Aynı gece, dışarda yemek yemeğe gittik. Bu geceden anlatmak istediğim eğlenceli bir anektod var...

3 çocuklu bir aileyle tanıştık. 38 yaşında hoş bir kadın, 14, 8 ve 1,5 yaşlarında 3 çocuğu var. Ekin büyük abilerle oynamaya bayılır zaten, o gece de bol bol oynadı. Sonra bir ara Ekin'le konuşurken, "anneciğim, bak 3 kardeşlermiş onlar" dedim. Ekin "matruşka gibiler, değil mi anne?" deyip beni gülmekten öldürdü :))) Boy boy çocuklar ve matruşka :))))

2 Şubat 2010 Salı

Hakkımda 7 Şey...

Blogcu anne sobelemiş beni, şimdiye kadar sevdiğim bloglardaki yazıları takip edip çok eğlenmiştim okurken. Şimdi ben kendim hakkında 7 bilinmeyen şeyi yazmalıyım. Başlıyorum :))

1. Herşeyi kendim yapmalıyım durumları vardır bende. Belki hep böyle yapmaya alıştığım için bilmiyorum, yardım almakla ilgili ufak bir sorunum var :) Yemeği ben yapmalıyım, çocuğuma ben bakmalıyım, evle ilgili alışverişi ben yapmalıyım... Kimseye kendimle ilgili bir işi yaptırmayı sevmem. Evimde başka birilerinin birşeyler yapmasından hoşlanmam, örneğin temizlik için yardımcı gelince tedirgin olurum. Sırf bu nedenle bir süre eve yardımcı alamamıştım :) Şimdi alıyorum elbette ama gidence rahatlıyorum. Biraz tuhafım, kabul :)

2. Kuaföre gitmekten hiç hoşlanmam... Kuaförleri ve kuaför muhabbetlerini sıkıcı bulurum. Mecbur kalırsam giderim ama mecbur kalana kadar da beklerim :)

3. Renkli giyinmeye bayılırım. Hiç siyah kıyafetim yoktur. Zaten zayıf olduğumdan, beni zayıf gösteren kıyafetlere tahammül edemem :)) Kırmızılar, yeşiller, pembeler, rengarenk giyinmeye bayılırım. Bir de takı tutkum vardır. Bir ara yapıyordum kendime. Özellikle küpesiz dışarı çıkmam. Büyük küpeleri severim, minicikler saçlarımdan görünmez diye takamam :)) Makyaj yapmaya da bayılırım. Valla eskiden bu kadar süslü değildim :)) 30'umdan sonra kendime daha bir özeniyorum sanırım. Bütün bu yazdıklarım yanıltmasın, abartılı giyim- kuşam- makyaj hiiiiç sevmem. Herşeyin sadesi güzel...

4. Biraz kararsızımdır. Bazen alışverişte öyle bir kilitlenirim ki çözülemem bir türlü :) Kendimi daha da kararsız hissettiğim günler alışverişe çıkmam. Eşime telefonla bile fikir sormuşluğum çoktur :P. Sadece alışveriş meselesi de değil, bazen çelişkiler yaşarım, ne yapacağıma, nasıl davranacağıma karar veremem. Herşeyi çok yönlü düşünmeye çalıştığımdan bir sonuca varamam. Ama bazen de kendimi bile şaşırtacak kadar kararlı oluveririm :)

5. Şarkı söylemeye bayılırım. Arabada, evde, her yerde söylerim. Allahtan sesim karga gibi değil de, şikayet gelmiyor etraftan :))) Kızımı da sevdiğim şarkılarla uyuturdum, hala da ister geceleri... Ben de " güneşin alevden saçları.." diye başlarım söylemeye :) Repertuarım da geniştir yani...
Güzel sanatların her dalına karşı müthiş merakım ve ilgim vardır, müzik en başta...

6. Arkadaşlıklarımda çok seçiciyimdir. Ufacık yalan, riyakarlık, ve saygısızlık sezersem, bitiririm hemen. Dostluğa önem veririm, arkadaşlarıma değer veririm, bu nedenle beklentilerim de yüksektir. Aynı nedenden de sayılı arkadaşım vardır :) Yeni arkadaşlıklar kurmaya bayılırım, ama hayal kırıklıklarım çoktur maalesef :(

Son maddeye geldim, ama yazacak çok şeyim var daha :))

7. Kokulara karşı çok duyarlıyım, burnum hassastır. Bu özellik kızıma da geçmiş, ufacık bir koku gelsin bir yerden hemen farkeder. Benim gibi her şeyin güzel kokmasını ister :) İşin tuhafı eşim de öyledir...Koku hassasiyetim olduğundan, şimdiye kadar iki tür parfüm kullanabildim. Hamileyken sırf burundan ibaret gibiydim. Bütün kokuları alabilen bir burun :)) Hatırlayınca bile bir tuhaf oldum. 9 ay boyunca parfüm kullananlardan nefret etmiştim :)

İşte bu kadar... İlginç mi bilmem ama hakkımda yazabileceğim 7 şey olarak bunlar geldi aklıma. Ben de Demet'i (kaçamazsın Demet :) ) ve Özden'i sobeliyorum. Sobeeeee...

Not : Açalya, şu yazısında mim'le ilgili birşeyler yazmış. Okumalı, öğrenmeli derim ben :)