25 Mart 2010 Perşembe

Ekin'in Kitaplarından Seçmeler

Kızımla yapmaktan en çok hoşlandığımız şeylerden birisi kitap okumaktır. Gerçi uzun zamandır kendisi kitabını seçip kendisi okuyor :) ama hala yatarken benden okumamı istiyor. Eğer daha fazla okumak istemezsem, "O zaman ben okurum" deyip bir tur da kendisi okuyor :)

Ekin'in daha oturamazken kumaş kitapları vardı, yeni yeni oturmaya başladığında da (6 aylıkken) aynı büyükler gibi oturup kitaplarına bakardı (çok aradım ama o fotoğrafı bulamıyorum, bulursam ekleyeceğim). Erken dönemde kitaplarla tanıştırmak çok önemli bence, hele de kitapları severse tadından yenmez :) Kızıma ilk kitaplarını babası almıştı. Eşimle yaptığımız en iyi şeylerden birisi bu sanırım :) Şu anda elinden kitap düşürmeyen, kitaplarındaki öyküleri bazen aynen, bazen değiştirerek okuyan, okurken hiç kimseyi gözü görmeyen ve araya girip birşey söylemeye çalışana fırça atan (!) bir küçük insan var bizim evde :))

Bizim severek aldığımız, Ekin'in severek okuduğu birkaç kitabından bahsetmek istiyorum. Sevgili Füsun da şu yazısında "siz de yazın" demiş, ben de yazıyorum en sevdiklerimizi :) Bu kitapları hep kitapçıda gördüm, okudum, seçtim ve aldım. Başka türlü kitap alamam zaten, ille kitapçıdan, görerek... Bazılarını da eşim alıp getirdi, o da kitapçılardan almayı seviyor. Ekin de bizim gibi kitapçıya girince kitaplara bakıp okumayı seviyor :)


Feridun Oral, Ekin'in son dönem favorisi olan iki kitabın yazarı: "Kırmızı Elma" ve "Baloncu Dede ve Üç Küçük Yaramaz".

"Kırmızı Elma" da soğuk ve karlı bir günde tavşan ve ona yardım etmek isteyen arkadaşlarının kırmızı elmaya ulaşabilme macerası anlatılıyor. Yılın en iyi resimli öykü kitabı ödülü almış Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nden. Sade ve güzel çizimler, akıcı bir öykü...

"Baloncu Dede ve Üç Küçük Yaramaz" Ekin'e "Keşke biz de balona binseydik..." dedirten kitap :) Kızımın en büyük hayali balona binmek. Tren ve balon hariç her türlü taşıta bindi. Trenle kısa bir yolculuk planı yapıyorum zaten Ekin için ama balonu bilemem :))

Kuzu, oğlak ve köpek Baloncu Dede'nin anlattığı yemyeşil otlakları, uzak yerleri, canavara benzeyen kayaları, kocaman dev bulutları merak ederler. Gizlice balona binerler. Yaramaz denmelerinin sebebi de bu zaten, yoksa başka yaramazlıklarını görmedim ben :))

Çocuk kitaplarında öykü kadar çizim de çok önemlidir. "Pembe Ayıcığın Düşü", bu iki konuda beni kalbimden vuran bir kitap :) Ekin'in "düş nedir?" diye sormasına, kitaptaki atın gezdiği şehirleri (Paris, Mısır vb) öğrenmesine (ben anlattığım için, aslında kitapta şehirlerden bahsedilmiyor :) ) neden olan kitap. Aslında herkesin ihtiyacının farklı olduğundan bahsediyor, olaylara başkasının gözünden bakabilmenin önemini anlatıyor. Çok sevimli bir kitap...

Bu da favori kitaplarımızdan... Ekin'le okurken çok eğleniyoruz. Suaygırının şarkısını okurken özellikle...

"Mutlu Suaygırı" suaygırı olmaktan sıkılıp başka hayvanlar gibi olmayı deneyen suaygırının öyküsü. Mutlu olmanın yolunun kendin olmaktan geçtiğini, başkasına özenmek yerine kendi yapabildiklerine odaklanmak gerektiğini çok güzel ve eğlenceli bir dille anlatıyor.

Resimleri de çok güzel, doğanın içinde gibi hissettiriyor. Birçok hayvan ve yaşam alanlarını görebiliyorsunuz.

Çok sevdiğimiz İş Bankası Yayınları'ndan bir kitap daha. "Çizgili" meraklı bir kaplan yavrusu. Annesi ve babası ormana tek başına gitmesine izin vermediği halde, dayanamayıp gider ve başına bir sürü şey gelir. Sonuçta ormanın güzel olduğunu ama çocukların tek başına gitmemesi gerektiğine karar verir.

Rengarenk sayfaları olan heyecanlı bir öykü...














Bu iki kitap sayesinde minik ayı Vadu'yla tanıştık ve onu çok sevdik :)

"Minik Ayı Vadu / Annem Beni Seviyor Mu?" annelerin çocuklarını her koşulda sevdiklerini anlatıyor. Minik Ayı Vadu annesine soruyor, şunu yapsam, seni üzsem, seni kızdırsam vs. yine beni sever miydin diye, annesi de duygularını tanımlayıp ( kızardım ama yine severdim gibi) ne olursa olsun onu seveceğini anlatıyor. Her okuduğumda etkilenip duygulanıyorum...

"Minik Ayı Vadu / Babam Beni Seviyor Mu?" ise duygularını göstermeyen babaların (bizim evdeki baba böyle değil!) aslında çocukları için herşeyi yapmaya hazır olduklarını ve onları çok sevdiklerini anlatıyor. Vadu, babası ona sarılıp onu öpmediği için babasının sevgisinden şüphe duyuyor. Annesi de babasının onun için yaptıklarını anlatıp aslında kendisini ne kadar sevdiğini dolaylı yoldan söylüyor. Neden hep babalar sevgilerini göstermez durumu var, aslında artık birçok baba öpüp sarılıyor çocuklarına. Eşim de hem sözleriyle, hem davranışlarıyla bunu çok güzel gösteriyor kızımıza :)

Bu da okurken çok eğlendiğimiz bir kitap, "Zeynep'in Oyuncakları".
Zeynep neşesini kaybeder ve onu bulmaya çalışırken (bu kısım çok eğlenceli işte, sürekli "neşeeee" diye bağırarak arıyor, biz de bağırarak okuyoruz :) ) bir sürü kayıp ve ilginç şey buluyor.

Eşim alıp getirdiğinde Ekin'in günlerce elinden düşürmediği ve binlerce soru sorduğu kitap. "Çok uzun süre önce hiçbir şey yoktu. Ne uzay, ne zaman, ne gezegenler, ne ben, ne de sen, hiçbir şey..." diye başlıyor. " Neden hiçbir şey yoktu anne?" "Eeee, ne desem şimdi???"

Darwin'in evrim teorisini temel alan, büyük patlamadan bugüne olanların bir özeti diyebileceğimiz bir kitap. Hareketli sayfaları var, Ekin bayılıyor, her şeyi hareket ettirip sayfaları defalarca okutturuyor.

"Booom!" patlama sayfası :)

İstanbul'da SSM'den aldığımız iki kitap, "Ben Picasso" ve "Ben Dali". Adı üzerinde bu iki ressamın hayatları ve eserleri çocukların anlayabileceği şekilde anlatılmış. Küçük ressamımız çok seviyor, okurken keyif alıyor. İllüstrasyonları da çok güzel :)

Gelelim Tübitak Yayınları'na... Onlardan bahsetmeden olmaz. Hem ilginç, hem okuması keyifli, hem de uygun fiyatlı :)

"Böyle Bir Kuyrukla Ne Yapardın?" hayvanların, kulakları, gözleri, burunları, ağızlarıyla neler yapabileceklerini anlatıyor. Bizim bildiğimiz görevlerin dışında ilginç işlere yarayan uzuvlar, güzel resimlerle anlatılmış. Bu arada ilginç hayvanları da öğrenmiş oluyorsunuz, geko, galago, antilop tavşanı gibi :)))

Bu da literatürümüze pagur sözcüğünü kazandıran kitap :)

Çocukların çok sevdiği deniz kıyısında, deniz çekilirken ardında neler bıraktığı hakkında güzel bir kitap. İnsanda keşfetme merakı uyandırıyor.

"Kültür ne demek?" sorusuna, annenin anlatabilmek için kırk takla atmasına neden olan kitap :) Kültür 3 yaşında bir çocuğa nasıl anlatılır, bir gün ihtiyacınız olursa anlatabilirim :) "Hıı, tamam, anladım" diyene kadar soruları ardarda soran bir kızım var çünkü :)))

Kurt bu kitapta kötü karakter değil, okumaya ve arkadaş edinmeye çalışan biri :) Çiftliğe karnını doyurmaya gidiyor ama çiftlik hayvanları ona aldırmayıp kitaplarını okumaya devam ediyorlar. Kurt da bu hayvanlar gibi kültürlü olmaya karar veriyor.












Haydi Öğrenelim serisinin kitapları da çok severek okuduğumuz kitaplar arasında. "Ne Neden Yapılmıştır?", "Duyularımız", "Dört Element", "Atma, Kullan!". Kitapların arkalarında konuyla ilgili yapılabilecek etkinlikler ve anne-babalar için bilgiler de yer alıyor.

Her biri hem bilgilendiriyor, hem de akıcı anlatımı ve resimleriyle güzel bir okuma yapmamızı sağlıyor.











Daha bir sürü sevdiğimiz kitabımız var yazacak, (mesela "Gofret'le Babası", "Yaramaz Fındık", "Sizi Seviyorum Tavşancıklar" gibi ) ama beni durdurun :) Yoksa ben hepsini yazacağım oturup :)

Ekin'den daha küçük çocukları olan anne-babalar için fikir oluşturabilir bu kitaplar, çünkü bizim sevdiklerimiz bunlar. Okumaktan keyif aldıklarımız... Eklemelere ve tavsiyelere de açığız. Herkese iyi okumalar :)

20 Mart 2010 Cumartesi

Bugün Benim Doğumgünüm...


Bahçemizde ilkbahar belirtileri :)

Tam 33 yıl önce, ilkbaharın resmen başladığı tarihte 20 Mart'ta doğmuşum. Her sene doğumgünümün gelişine bundan sevinirim, ilkbahar gelmiştir artık :))

Bu sene İzmir'de mart ayı daha soğuk geçti gibi geldi bana, güneş var ama hava hala oldukça serin. Hadi canım ilkbaharım, gel artık. İçimiz ısınsın...

Ekin'le doğumgünüm ve baharın gelmesi şerefine :) orijinali şurada olan, tuvalet kağıdı rulosundan çiçek yapma etkinliği gerçekleştirdik :))
  • Tuvalet kağıdı rulosu stoğumuzdan birkaç tane alıp kestik ve kenarlarına çiçek gibi olması için küçük kesikler yaptık. Ekin rahat boyayabilsin diye biraz geriye doğru kıvırdım kesilen bölümleri.
  • Ekin keçeli kalemleriyle çiçeklerin taç yapraklarını boyadı.

  • Seçtiği renkte kağıda çiçeklerini yapıştırdı.

  • İşte ilkbahar çiçeklerimiz...


    En mutlu doğumgünüm 30. yaşımı kutladığım gündü, 3 yıl önce. Ekin'im 5 aylıktı, onunla geçirdiğim ilk doğumgünümdü. Ve ben kendimi çok özel hissediyordum. Kızımla ve eşimle geçirdiğim her doğumgünümde kendimi böyle hissedeceğimden eminim :))

    18 Mart 2010 Perşembe

    Kukla, Sergi ve Evde Karagöz-Hacivat...

    Geçen hafta Ekin'in sürekli öksürüyor olması sebebiyle (çok şükür artık iyileşti) katılamadığımız İzmir Kukla Günleri etkinliklerinden birine dün katılabildik. AKM'den Oliver Twist müzikali için bilet almaya gittiğimizde, hemen yanındaki Resim Heykel Müzesi'nde kukla gösterisi vardı diye hatırladım. Tayvan el kuklası gösterisi vardı, Ekin'le beraber izledik. Fotoğraf makinem yanımda değildi, koca makineyi her zaman taşırım oysa... Cep telefonumla çekmek zorunda kaldım.


    Geleneksel el kuklaları ve geleneksel müzik eşliğinde bir kukla gösterisi izledik. Bir grup yerinde duramayan çocukla birlikte :)


    Daha sonra kukla oynatıcılar, çocuklara kuklaları dağıttılar, nasıl oynatacaklarını da gösterdiler. Ekin mutlu kukla istedi :) Diğerleri çeşitli maskeler takmış, farklı yüz ifadeleri olan kuklalardı. Minicik parmakları kuklalar için kısa kalsa da oynatmaya çalıştı ve çok eğlendi Ekin...


    Yalnız birşey dikkatimi çekti, yazmadan geçemedim. Sanırım anaokullarından çocuklar vardı, başlarında genç anaokulu öğretmenleri. Çocuklar gösteriyi izleyip kuklalarla oynadıktan sonra, (herhalde süreleri doldu) kukla standlarına bakmak istedikleri halde, onları sertçe uyarıp, hatta biraz sürükleyerek mekandan çıkardılar. Kuklalara bakmak istediler oysa... Ekin'in nasıl merakla ve heyecanla baktığını görünce, niye diğer çocuklar da bakamadı diye üzüldüm. Çünkü ben Ekin'in yanındaydım, ama diğer çocukların yanlarında "anaokulu öğretmenleri" vardı. İyi ki de kızımı anaokuluna göndermiyorum diye düşündüm ne yalan söyleyeyim, iyi ki de yanındayım kızımın :)


    Zaten programımızda sergiler de vardı, bulunduğumuz mekanda kukla gösterisiyle aynı temadaki sergiyi de gezdik. "Asya Avuçlarınızda" Asya el kuklaları sergisi, Tayvan Taipei'deki Lin Liu-Hsin Puppet Theatre Museum'dan getirilmiş.


    Ekin değişik kostümlü kuklalara bayıldı, hepsini inceledi, bana okuttu. Savaşçı, imparator, prenses, yaver, modern kadın, asker, çiçek adam ve daha birçok kukla...








    Duvarlarda geleneksel kukla yapım aşamalarının fotoğrafları ve ilginç kukla fotoğrafları vardı. Birkaçını çektim.


    Ekin her kuklanın yanına gidip aynı şekilde poz vererek "bu kuklayla benim fotoğrafımı çeksene anne!" dedi. Her söylediğinde çektim, öyle güzel pozlar verdi ki... Eller bitişik, kocaman bir gülümseme :)


    Resim Heykel Müzesi'ne Ekin'le gelince öyle kolay çıkamazsınız. Üst katta "Toprak Kuklalar ve Kent Fotoğrafları" sergisini de gezdik. DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi yüksek lisans öğrencilerinin seramik kuklalarına baktık. Bu sergideki kuklaları yapanlardan biri olan Pınar Abla'sıyla tanışıp ona binlerce soru sordu Ekin. "Bu hangi malzemeden yapılmış?" "Peki bu kukla hangi malzemeden yapılmış?" Sağolsun o da sıkılmadan her soruyu cevaplandırdı. Sonra her bir kukla grubuyla ilgili yorumlar yaptı küçük kızım, oradaki herkesin hoşça vakit geçirmesine neden olduk eminim :))


    Gene hızımızı alamadık, AKM'deki sergileri de gezdik. Şimdi "bu kadın ne çok sergi gezdiriyor çocuğuna, cık cık..." diyen oluyordur eminim, Ekin'in beni sürüklediğini söylesem, her resimle ilgili konuştuğunu, bazen defalarca aynı sergiyi gezmek istediğini, her sergide varsa serginin ressamıyla tanıştığını, sergi defterine ben birşeyler yazarken "ben de yazacağım" deyip birşeyler karaladığını... Biz çok keyif alıyoruz anne-kız.


    Bu arada AKM'de Makbule Dizdaroğlu'nun suluboya resim sergisi çok güzeldi, İzmir'deyseniz mutlaka gezin derim, ben çok beğendim.


    Bu da ramazan ayında Agora AVM'deki çocuk kukla atölyesinde Ekin'le birlikte yaptığımız Hacivat kuklası. Çizim ve kesim bana, boyaması Ekin'e ait :)


    Hoş bir tesadüf, aynı gün eşim, evde sürekli kukla oynattırıp, tiyatro gösterileri yaptırdığı için Ekin'e Karagöz Hacivat gölge oyunu sahnesi almış. Karagöz, Hacivat, Çelebi, Bebe Ruhi ve Zenne karakterleri, maskeleri, maniler, oyun metinleri var. Çok eğlenceli :) Artık bizim evde her akşam gölge oyunu var, bekleriz :)))

    16 Mart 2010 Salı

    Waldorf Toplantısı Duyurusu

    26 Mart'ta Eğitim Sanatı Dostları Derneği'nin düzenlediği Waldorf Pedagojisi'nde 0-7 yaş gelişim döneminin ele alınacağı bir toplantı olacak. Ben de orada olacağım. Ekin'in sanata olan ilgisi ve sevgili Esra'nın önerisiyle Waldorf'a ilgim başlamıştı. Bu toplantıyı heyecanla bekliyorum :) Gitmeyi düşünenler Pınar Hanım'ı arayarak adlarını yazdırabilirler.


    28 Mart'ta da İstanbul'daki Montessori seminerinde olacağım. Birkaç gün arayla Waldorf ve Montessori... Yaşasın!

    11 Mart 2010 Perşembe

    Çizgi Çalışmaları


    Sürekli boya ve fırça kullanan kızımla kalemi doğru tutabilmesi ve elbette parmak kaslarının yazmaya hazırlık için güçlenmesi için çizgi çalışmaları yapıyoruz sık sık. Fotoğraflar ilk çalışmalardan, sonra kalem tutuşu daha da düzeldi :)

    Düz çizgiler...

    Eğri çizgiler...


    Daire...


    Kullandığımız çizgi etkinlik kitabı "Sevimli Çizgiler 3-4 yaş", piyasada çokça var benzerleri. Ekin'in çizgileri sevdiğini gözlemledim, benden sık sık çizgi çalışması talep ediyor.


    Bu tip etkinliklerde çocukların zorlanıp eziyet çektiğini düşünenler çok yanılıyorlar. Kendi başına birşeyler yapabilme duygusu çocuğu keyiflendirir ve motive eder, mutluluğunu artırır. Nasıl mutlu olduğunu gördükten sonra etkinlik yapma talebini nasıl redderim ki? Elbette kızımın ilgisi ve tercihine göre belirlediğimiz etkinlikleri yapıyoruz, bazen onun uydurduğu etkinlikler oluyor. Malzemeyi ve yapacağı şeyi belirliyor, yapıyor ve mutlu oluyor :)) Bunlardan birkaç tanesini daha sonra yayınlayacağım.

    Taslak olarak hazırladığım bir sürü yazı var, ama bu ara işlerim çok. Hafta sonu, nikah, yemek, sonrasında misafirlerim derken ne zaman hazırlayabilirim bilmem :))

    Bu arada gidilecek bir tiyatro oyunu, gezilecek pek çok sergi, bir de İzmir kukla günleri var... Hadi bana kolay gelsin :))

    7 Mart 2010 Pazar

    İstanbul Gezisi / 2. Bölüm

    İstanbul'daki ikinci günümüzde hava çok soğuktu. Epeydir bu kadar üşümemiştim :) Tarabya'dan Emirgan'daki Sakıp Sabancı Müzesi'ne gittik. Sabancı Müzesi'ni, Atlı Köşk'ü ve o güzel bahçesini çok severi. En son 2006 Ocak'ta "Picasso İstanbul'da" sergisi için gelmiştik. Bir ay sonra da ben Ekin'e hamile olduğumu öğrenmiştim :) Ekin doğmadan önceki son gezimiz İstanbul'a olmuştu :)





    Atlı köşkün meşhur atı...


    Manzara keyfi yaptık biraz :)




    Sabancı Müzesi'nde "Osmanlı Döneminde Venedik ve İstanbul; Nam-ı Diğer Aşk" başlıklı sergiyi gezdik. Biz gittiğimizde son gündü ama 20 Mart'a kadar uzatmışlar.

    Ekin serginin bir kısmını gezdi. Mekanların biraz loş olması ve canının sergiyi gezmek yerine resim yapmak istemesi nedeniyle :) babasıyla müzenin kafesine giderek bol bol resim yaptı. Bu arada ben sergiyi gezdim. Yanlarına gittiğimde baba-kız bir yandan bir şeyler yiyip içip bir yandan sohbet ediyorlardı. Ekin'e sergi girişinde "Venedik Taciri" kitabını verdiler. Eşim "Ben Dali" ve "Ben Picasso" kitaplarını da satış bölümünden aldı. O sergiyi gezerken de biz kızımla kitapları okuduk. İstanbul Modern daha çok ilgisini çekmişti Ekin'in :))


    Arada biraz dolaştık soğuk da olsa, Ekin uyudu bütün o uzun yollar boyunca :) Neyse ki seyahatlerimizde uyku ve yemek konularında sorun yaşamıyoruz Ekin'den yana. Hatta fazladan öğlen uykuları bile uyudu, bizi hiç üzmedi güzel kızım...

    Ekin'e İstanbul'a gelmeden önce bahsettiğimiz Dev Akvaryum Turkuazoo, uçağımızdan önceki son durağımız olsun dedik. Deniz canlılarına meraklı olduğu için iyi ki gitmişiz diyorum, çok güzel vakit geçirdik. Çok ilginç deniz canlılarını yakından gördük. (Zaten yanımızda da deniz canlılarının olduğu çıkartma kitabımız vardı, oyalanmak gerekirse diye. Orada görünce " aa, bu müren anneeee" ya da "işte bu akrep balığı" diye tanıdı bazı canlıları...)


    Vatozların bulunduğu havuzdaki görevli ikiye bölünmüş gibi görünüyor, çok komik :=)


    Bu ahtapotla ilgili bir kamera video çekimi yaptım ki, aslında buraya koymam lazım. Ahtapot sakin sakin duruyorken biz yanından ayrılmıştık, fakat biraz ilerleyip başka birşeye bakmak için geri döndüğümüzde ahtapotun hareketlendiğini gördük ve resmen şov yapmaya başladı. Suyun içinde oradan oraya değişik pozisyonlarda geçişler yaptı. Hepsini çektim, müthişti!


    Ekin bütün balıklara el salladı :) Her akvaryumun önünde durup onlarla konuştu ve el salladı, çok hoştu :)


    Bu fotoğraftaki balıkları görebiliyor musunuz? :)))



    Ekin'in bir yanağında deniz atı, bir yanağında deniz yıldızı vardı :)


    Ve deniz yıldızına koşup sarıldı. Daha küçük çocuklar vardı, onlar biraz çekindiler. Onlara da açıklama yaptı "içinde bir abi ya da abla var kostüm giymiş" diyerek...





    At nalı yengecinin kabuğuna dokunduk. Ve müthiş bilgiler öğrendik bu canlıyla ilgili...


    Ve tünel... İçinden geçerken canlıların gerçek boyutunun 1/3'ü görebildiğiniz dev akvaryum...



    Köpek balıkları gördük, hemen yakınımızdaydılar :)


    Vatozlar..


    Renkli balıklar ve deniz mercanları... Çok etkileyiciydi, içindeymişiz gibi hissettik.




    Haha, dalgıçla poz vermeden olmaaaz!


    Kaba hatlarıyla İstanbul gezimiz böyle... Çok fotoğraf var aslında seçmek zor oluyor. Zaten İstanbul 2,5 güne sığmaz :)) Kaldığın yer ve gitmek istediğin yere göre de güzergah çook değişiyor. Örneğin gel-oynaya katılmak ve Ekin'i Emincan ve Ceren'le tanıştırmayı, Nuran ve Özgür'ü görmeyi çok istemiştim. Olmadı, mesafeler çok uzaktı :( Bir dahaki sefere dedik. Birçok yeri bu şekilde elemek zorunda kaldık. Ama yine de çok keyif aldık ama çok yorulduk :) Gezmeyi seviyoruz :)