28 Nisan 2010 Çarşamba

Güllerin İçinden


Bahar geldi ve oturduğumuz sitenin bahçesindeki güller coştu! Ekin'le mevsimlerin ağaca, çiçeğe, böceğe :) etkilerini görmek için harika bir yer burası. Sonbaharda kıpkırmızı yapraklar, kışın çıplak kalan ağaçlar ve elbette ilkbaharda coşkuyla açan çiçekler...



Geçen hafta (bir kere de zamanında yazsam bloguma olanı biteni! ) Montessori grubumuzda gerçekleştirdiğimiz "mektup arkadaşım" etkinliği için yaptığımız resimleri kargoya vermek üzere evden çıkmıştık. Biz de mektup/resim bekliyoruz ya, önce posta kutusuna baktı Ekin (gerçi o bizim posta kutumuz değildi, numarasız, açık bir posta kutusuydu :))) )


Ve kendimizi bahçeye attık, Ekin deli gibi koşmaya başladı. Her zamanki gibi annesine gülleri göstermeyi ihmal etmedi tabi :)






Yalnız bu ne poz anlayamadım :P Sanırım hem yürüyüp hem de ellerini kullanarak bana birşeyler anlatıyordu :)))


Fotoğraflar gerçekten yetersiz kalıyor anlatmaya, rengarenk güllerle doldu bahçemiz...



Balkonumuzdan gördüğümüz ağaçlarımız... Ekin apartman girişine koşmuş bile :)

Aynı yerin sonbahardaki görüntüsü...


Ve ilkbahardaki görüntüsü...

Sev kızım gülleri :))

Sen bütün güllerden daha güzelsin, o ayrı :)))

Anneye verilen pozlar... Bu aralar fotoğrafını çekerken komik pozlar veriyor. Bir ara hiç bakmıyordu bile, sonra kocamaaan gülümsemeli pozlar vardı, şimdi de şebek pozlar dönemi :)


23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan ve Çocuk Olmak Üzerine...



Evvel zaman içinde dostlar
Ağaçlara ev kurardık
Tatlı bir düş içinde
Bir yere bir göğe bakardık
Gönlümüz kuş gibiydi dostlar
Dünyaya kanat açardık
Tutsak değildik zamana
Başına buyruk yaşardık

Çocuklardık
Parlak yıldızlardık o zaman
Ay büyülüydü, yakamoz, deniz
Ardından koştuğumuz o baharlar
Çocuklardık
Parlak yıldızlardık o zaman
Artık dönemesek de geriye
Ardından koştuğumuz o zamandır

O zaman bu zamandır dostlar
Ne ister neyi özleriz
Denizini arayan
Akarsulara benzeriz
Pencereler bırak açık kalsın
Geceleri yağmurlar yağsın
Günebakan düşlerimiz
Yağmur sesiyle çoğalsın

Çocuklardık
Parlak yıldızlardık o zaman
Ay büyülüydü, yakamoz, deniz
Ardından koştuğumuz o baharlar
Çocuklardık
Parlak yıldızlardık o zaman
Artık dönemesek de geriye
Ardından koştuğumuz o zamandır


Yeni Türkü grubunun, sözleri Meral Özbek'e ait olan bu çok sevdiğim şarkısı "Günebakan"... Ne zaman dinlesem içime yaşam sevinci dolar, hayata karşı müthiş bir coşku hissederim. Çocukluk döneminin o saf, her şeye merakla ve coşkuyla yaklaşan, hesapsız, plansız halleri gelir aklıma. Şimdi bu coşkuyu çok yakından, canım kızımdan izleyip görme şansına sahibim, ne mutlu :))


-Yoldaki minicik bir karıncayı/böceği farkedip, üzerinde yarım saat konuşacak kadar soru bulabilen (evine mi gidiyor, yiyecek nereden bulacak, annesi babası nerede gibi...) ve benim aklıma bile gelmeyen ilginç yorumlar yapan...

-Sitemizdeki bahçede, baharda çiçekleri yeni yeni açmaya başlayan ağaçları görüp "Anne bak ağaca, ne güzel çiçek açmıııış!" diye çığlık çığlığa sevinen :)

-Su birikintilerinde neşeyle zıplayıp, normalde yürümekten yorulabildiği mesafeleri hoplaya zıplaya aşan... (aman ıslanmasın durumu yaşayıp engellememek için her yağmurda yağmur botlarıyla çıkarıyorum dışarıya (geçen günkü yağmur dahil), buna rağmen pantalonu mutlaka sırılsıklam oluyor. Yine de engellemiyorum, ben de öyle sularda zıplamak isterdim doğrusu :) )

-Küçücük, minicik bir detayda kocaman mutluluklar yaşayabilen...

-Yeni öğrendiği şeyleri heyecanla paylaşan...

-Bol bol konuşan, sorular soran, sözünün kesilmesine çok kızan, şaka yapmadığı kendince ciddi birşey söylediği zamanlarda kendisine gülünmesinden hoşlanmayan (sanırım ciddiye alınmak istiyor), espriler yaparak sohbet eden ve sohbetine bayıldığım...

...beni her daim heyecanlandıran, şaşırtan ve mutlu eden küçük bir kızın annesiyim. Hayata onun gözleriyle bakmaya çalışıyorum, onun yaşadığı coşkuya katılmaya çalışıyorum. Kızdığında, üzüldüğünde ve her koşulda onu anlamaya çalışıyorum.


"Çocuklarla ilgili bilinçli ve olumlu bütün çabalarımız, insanlığın sırlarını keşfetmemize yardımcı olacaktır. Tıpkı bilimsel araştırmaların doğanın sırlarını keşfetmemize yardımcı olduğu gibi."



"...Çocuk ruhunun bilinmeyen ama bir şekilde bilinmesi gereken koca bir bölümü var. Bizler gizli hazineyi aramak için yabancı ülkelere gidip dağları altüst edenler gibi fedakarlık ve coşkunlukla davranmalıyız."



"... büyükler çocuğun ihtiyaçlarını doğru yorumlayıp, onları karşılamaya ve yavrusuna elverişli bir ortam hazırlamaya bakmalı. Ancak böyle insanlığa gerçekten yararlı olacak yeni bir çağ açılabilir. Büyükler, çocuğa kendinden büyüklere itaate zorunlu bir varlık, bebekken de yastık gibi taşınacak bir eşya gözüyle bakmaktan vazgeçmeli, çocuğun gelişiminde kendilerine ikinci derecede bir rol düştüğünü kavramalıdırlar. Yardım edebilmeleri için onları anlamaya çalışmalıdırlar."


Bu sözler Maria Montessori'ye ait. Annelik Sanatı kitabından okuyup altını çizdiğim bazı bölümler. 23 Nisan'ın önemine uygun sözler olduğu için paylaşmak istedim. Çocuklarımız ve elbette tüm çocuklar çok değerli. Onları 23 Nisan'da bir günlüğüne önemli makamların koltuğuna oturtup, kocaman kocaman laflar etmelerini kahkalarla izlemek, onlara değer verdiğimiz anlamına gelmez. Keşke gerçek anlamda kıymetlerini bilebilsek...


"...Bence, insanlar ancak çocukları anlamaya başladıktan sonra onlara daha iyi bakmanın yolunu bulacaklar."
Maria Montessori...


Dünyadaki tüm çocukların 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Yeni not: Bir türlü "Günebakan" şarkısını eklemeyi beceremeyince, ben de bulabildiğim tek videoyu ekliyorum. İyi dinlemeler :)


21 Nisan 2010 Çarşamba

Kitap Fuarı'ndaydık...

Hafta sonumuz epey hareketli geçti. Cumartesi Ekin'in arkadaşı Ege'nin doğumgününe gittik. Işıl ve tatlı oğlu Sarp'la (bu arada Sarp'ın Ekin, Ekin demesi çok şirin...) öğlen buluştuk, çocuklarımızı doyurup kısacık bir kitap fuarı turu yapıp Ege'nin doğumgününe katıldık. Pazar günü Turgutlu'ya Ekin'in babaannesinin doğumgününü kutlamaya gittik. Babaannesi, halası, Şenol Amcası, kuzenleri Ege ve Ümit ve tabi büyük ninemizle güzel bir gün geçirdik.

Pazartesi Helen Doron'dan sonra ilk işimiz elbette kitap fuarına gitmek oldu. Cumartesi günkü mini tur yeter mi hiç kitap seven anne-kıza :)


Ekin'le ilk kez kitap fuarına gittik. Geçen sene fırsat olmamıştı. Beraber bol bol kitaplara baktık.

Önceden bir liste yapmıştım. Ekin'in de siparişleri vardı. Çocuk kitapları arasında kendimizi kaybettik desem yalan olmaz herhalde :) Ben kendime ve eşime sadece ve sadece birer kitap alarak kendimi bile şaşırttım :))) Bu bir ilk! Ekin'im de annesinin kendine aldığı biricik kitabı uzun süre inceledi :)

Ekin, standlarda abla ve abilerle sohbet etti, bildiği okuduğu kitaplar hakkında konuştu.


Tudem Yayınlarının standındaki abla ona dinozor kitabını gösterdi. "Her Şeyin Öyküsü" kitabını görünce Ekin "boooom!" deyip abla ve abiyi çok güldürdü :)) En çok sevdiği sayfa o çünkü, patlama sayfası :)

Ekin'e Klasik Müzik Masalları serisinden Mozart ve Beethoven'i babası almıştı daha önce. Genellikle CD'den dinliyor masalları Ekin bazen de benim okumamı istiyor. CD'de bestecilerin ünlü eserlerinden bölümler ve kitapta yer alan masal var. Fuara gitmeden önce diğerlerini de almak istediğini söylemişti bana. "Anne Vivaldi (ilk başta İvaldi diyordu :P) ve Bach'ı da alacaktık, unutma" deyince almak şart oldu :)) Epeydir almak istediklerimle birlikte orada görüp beğendiğim birkaç öykü kitabını da aldık ve kaçınılmaz sonuç; kızının sürekli kitap okumasını talep ettiği annenin sesi kısıldı :))
Çıkartma kitapları (vazgeçilmezlerimiz) ve Ekin'e uygun olabileceğini düşündüğüm birkaç sanat kitabı da aldım. Ben de artık bir tanecik Borges ile idare edeceğim :)
Kitap fuarından çıktıktan sonra dondurmalarımızı alarak ofise gittik ve arka bahçede dondurma keyfi yaptık. Dondurma sezonumuz da böylece açılmış oldu. "Oh ne güzel havalar artık nefis!" derken yine bulutlar kendini göstermeye başladı, hatta ben bu satırları yazarken yağmur yağıyor ve şimşekler çakıyor. Şaka olmalı! Ne kadar nazlandı bahar bu sene :)))

16 Nisan 2010 Cuma

Geçmişten-3 / Trafik Oyunu

( 21.10.2009 tarihinde Montessori eğitimi blogumuzda henüz blogum yokken yazdığım yazıyı, arşivde yer alması için buraya da aktarıyorum)

(Bu etkinliği 13.05.2009'da yapmıştık)

Bu etkinliği Meraklı Minik dergisinin eski sayılarından birinde okumuştum. Kağıt bantı aldım ve Ekin’in odasında halısının üzerine doğaçlama yapıştırdım. Trafik, yollar, yaya geçidi gibi kavramları pekiştirmek ve iki çizgi arasında (dışarı taşırmadan) arabaları sürmeye çalışmak gibi faydaları olan eğlenceli bir oyun oluştu.


Hatta Ekin, yolların arasında kalan bölümlerin bir kısmına çiftlik hayvanlarını (orası çiftlik oldu), bir kısmına da orman hayvanlarını (orası da orman oldu) koyarak oyunu geliştirdi. Bahçeden topladığımız taşları yeşile boyadı çimen olsunlar diye...




Minik bebekleri de yaya oldular ve karşıdan karşıya geçmek için yeşil ışığı beklediler :)



Ekin yaptığımız zaman o kadar sevmişti ki bu oyunu, günlerce bantları çıkarttırmadı halısından :))


Bu arada kağıt bant halınıza hiçbir zarar vermez ve kolayca çıkar. Ama diğer bantlarla denemeyin :)))

15 Nisan 2010 Perşembe

Baharın İlk Anne-Bebek Buluşması


Geçen cumartesi, güneşli harika bir günde aylık buluşmamızı gerçekleştirdik. Yer Gizli Bahçe, Güzelbahçe'de kahvaltı yapıp haftasonunuzu keyifle geçirebileceğiniz, bol çimli, ağaçlı, ördekli (daha önce vardı ama buluşma günü hiç göremedik maalesef), horozlu, tavuklu bir mekan :) Fakat mekanla ilgili bir tüyo vereyim; 2 kişilik kahvaltı söylemeyin çünkü tek kişilik kahvaltıyla arasında hiçbir fark yok! Biz Helil'le doymadık :) Teker teker sipariş edin bence.

Neyse buluşmada ilk kez hepimiz aynı zamanda gittik ve ilk kez kadromuzda bu kadar eksik vardı. Bir kere Denizkızımız ve annesi Demet yoktu, onlar artık Çin'deler :( . Sarp'ımız da hasta olduğundan Işıl da gelememişti. 4 anne 4 bebek olarak buluştuk biz de; Ekin & ben, Ege & Orkide, Eren & Helil, Can & İdil.


Parka yakın bir masaya oturduk ve çocuklarımız oynarken daha fazla sohbet imkanı bulduk bu buluşmamızda. Ama hiç masada fotoğraf çekmemişim :P


Bizimkilerin favori oyuncağı bu dönen zımbırtı oldu (adı ne ki?). Hababam dönüp durdular. Hatta bir ara bir abileri onları epey hızlı döndürdü, ay başları dönüyordur, mideleri bulanıyordur dedik ama, onların gıkları çıkmadı! Çok eğlendiler doğrusu :)

Koş Orkide'ciğim koş :)


Bir ara bu oyuncak epey ilgi topladı, baktılar çok eğleniyor bizim çocuklar, biz de katılalım dedi diğerleri de :))

Kızım dümene geçmiş :P


Bağ bahçe arasında tavukları kovaladılar, gerçi horozdan korktuk biraz, n'olur n'olmaz horoz saldırısı tecrübemiz var (sen anladın kocacığımm ;) )







Ağaç dallarına oturdular bir ara. Eren'in yeri sağlamdı da Ekin'in bakışlarından tedirginliği anlaşılıyor :)


Arada bir sarmaş dolaş oldular, çok tatlıydılar :)


Can'le Ekin elele tutuştular, fotoğraflarını çekmeye çalışırken Can sıkıldı, Ekin de bırakmadı onu, annem daha fotoğraf çekiyor, nereye gidiyorsun, der gibi :)))

Ekin'in deyişiyle "Can başta yaramazdı, sonra çok güzel oynadık, sonunda gene yaramazlık yaptı değil mi anne?" Can'ımız bazen sert davranıyor ama uysalken uzun ve keyifli oyunlar oynuyorlar beraberce. Zaten grupta Ekin'e en yakın yaştaki arkadaşı Can, aralarında 5 ay var.


Ege'cik buluşmalarımızın 1 saatini uyuyarak geçirir :) Ama o gün diş sıkıntısı da vardı, biraz keyifsizdi...


Boş salıncak sallama oyunu bir kız çocuğunu ne kadar oyalayabilir? Kimseyi de yaklaştırmadı salıncağa, şu anda oyun oynuyor küçük hanım :) Yaklaşmayın, kızarım :P


Oyun grubumuzla buluşmalarımız çok keyifli geçiyor. Umarım çocuklarımız büyürken birlikte güzel anılar biriktirmeye devam ederiz...

10 Nisan 2010 Cumartesi

Harika Bir Cumartesi Ve Ayumi :))

Harika bir gündü! Geçen haftanın soğuğuna ve serinine inat, çok güneşli bir cumartesi, nefis bir anne-bebek buluşması yaşadık. Ekin yolda uyudu :) Ayrıntılar ve fotoğraflar daha sonra :))

Cuma akşamı Alsancak'tan eve dönerken, evde yemek olmadığını ve Ekin'in de akşamları erken yattığını hesaba katarak, Agora'da yemek yiyip eve gidelim diye düşündüm. Yemek bölümünde yan masamızda "çekik gözlü" (Ekin'e göre tüm çekik gözlüler Çinli :)) Demet ve Denizkızı Çin'e gittiler ya, bu ara Çin'le ilgili epey bir konuşma geçti aramızda) bir abla ve yanında "Çinli'ye benzemeyen bir abi" vardı. (Tırnak içleri Ekin'e ait :) )


Ekin başladı sorulara. "Bu abla neden ülkemizde?", "Nereden gelmiş?", "Türkçe biliyor mu?" vs..... Ben de bu kadar soruyu bana soracağına ablaya sorabileceğini söyledim. Zaten bayılır iletişim kurmaya sosyal kızım, hemen gitti. Gerçi bu ara bazen utangaçlığı da tutuyor ya :P

Ayumi ile böyle tanıştık. Ekin sorular sordu. Ayumi Japonya'dan gelmiş ve Ege Üniversite'sinde öğrenciymiş, Türkçe öğreniyormuş. "Japonya uzak mı?", "Soğuk mu?", "Sen İngilizce biliyor musun?" "Aaa, ben de İngilizce öğreniyorum..." gibi arka arkaya sorular sordu, yanıtları alırken neşeyle zıpladı :)) Bazı soruları sorarken utandı, benim kulağıma fısıldadı, bazılarını kendisi sordu, Ayumi'nin sorularını da neşeyle yanıtladı. Kızım da annesi babası gibi iletişimi ve sohbet etmeyi çok seviyor :)))


Bu arada Ayumi'ye odaklanmışız, yanındaki arkadaşının adını bile sormadık, özür dileriz :)) Ama bir arada çok tatlılardı. Biz onları çok sevdik. Onlar da sanırım Ekin'i sevdiler. Ayumi Ekin'in fotoğrafını çekmek istedi, ben de maille bana da göndermesini rica ettim. Çok nazik bir hareketle hemen ertesi gün göndermiş, teşekkür ederiz :) Hatta mailinde "Ekin şimdi İngilizce öğreniyor, ben de Türkçe. Gelecekte onunla Japonya'da Japonca konuşmak istiyorum" demiş :)) Ne güzel olurdu!

Farklı kültürden insanlarla tanışmanın insana farklı bakış açıları kazandıracağına inanırım. Umrım Ekin büyürken bol bol yurtdışına çıkma fırsatımız olur...

Ayumi'ye ve adını bilmediğimiz arkadaşına çok teşekkür ederiz sohbetleri için :))