Geçenlerde, Işıkkent Eğitim Kampüsü'nde yüzme kursu olduğunu ve 2006'lıların da katılabileceğini öğrenmiş eşim. Ekin 2006'nın sonlarında doğduğundan önce biraz endişe etmiştim, katılanların arasında küçük kalacağından ama yine de suyu çok sevdiğini düşünerek deneme dersine götürmeye karar verdik.
Daha kampüse girişte tuhaflıklar başladı. Anne, baba ve çocuk olarak gittik ama kampüse sadece tek velinin girebileceğini söylediler. Tamam, dedik. Eşim kafeterya ya da beklemek için bir yer var mı, diye sorunca "hayır!" dediler! O sıcakta ve belirsiz bir süre için ayakta beklemesi gerekiyordu biz içerdeyken! Ya da arabada, otoparkta (otopark yok tabi, yol kenarına dizili arabalar, elbette kampüsün dışında) bekleyecekti.
Neyse, onu bu sorunla başbaşa bırakıp biz anne-kız girdik içeri. Yüzme havuzunu bulduk, içeri girdik. Alt kata soyunma odasına girelim dedik, ama oraya da veliler giremiyormuş! E, 3,5 yaşındaki kızımı kim soyup giydirecek? Yardımcı abla varmış. Bu arada havuz ve hazırlık kısmı kalabalıklaşıyor. Çünkü 17.00 de deneme dersi var, 17.30 da da kursa başlayan daha büyük yaş grubunun dersi. Bir telaş, koşturmaca, büyük çocukların bağrışmaları, ders öğretmeninin düdük sesi... Ve ben bu kalabalık ve telaşın ortasına kızımı bırakacağım, bensiz, ve tek bir ablanın yardımcı olarak görev yaptığı bir alana...
Kapının önünde ben giydireyim, dedim. Ekin de ağlayıp beni bırakmak istemeyince (ben de olsam o karmaşada annemi bırakmazdım) tamam dediler. Giydirip hazırladım, üst kata tribüne çıktım. Ekin'e bonesini takmak istedi yardımcı abla, Ekin sıkıyor diye istemedi. Zaten bonesiz de izin verdiler birçok küçük çocuğa.
Suya girme zamanı geldi. Havuzda çok tatlı bir genç öğretmen abi, Ekin'i suda tutmak için bekliyordu. Fakat yardımcı ablanın kolyesi (evet kolye gibi bir aksesuar takan "havuzda görevli" bir abla!!!) Ekin'in toplanmış olan saçlarına takıldı! Bir yandan kolyeyi çekerken görevli abla, bir yandan havuzdaki abi Ekin'i almaya çalışıyordu. Ekin de bu arada haliyle panikleyip ağlamaya başladı, "Beni çekiştiriyorlaaaar" diye... Havuzda sorumlu öğretmen (düdük çalıp duran) gelip çıkarmaya çalıştı. Bu arada ben yukarda ne olduğunu anlayamadan Ekin'e sesleniyorum, sakinleşsin diye. Sonra neyse ki aşağı inmeme "izin" verdiler de Ekin'i kucaklayıp sakinleştirebildim... Kolye ucu Ekin'in saçlarına takılı şekilde ben Ekin'e sarılıp ağlamasını dindirmeye çalışırken, yardımcı abla kolye ucu derdine düşmüş, "kolye ucum kaldı" deyip duruyor!
Yaa sabır! "Bir dakika" dedim kıza. Yavaşça çıkardım ve kıymetli kolye ucunu verdim. Sorumlu öğretmen Ekin'in adını, yaşını sordu. "Bu yaştakileri almıyoruz, ağlıyorlar böyle işte" deyince " Sudan ya da havuzdan korktuğu için ağlamıyor ki, yardımcının kolyesi saçlarına dolandığı ve o sırada havuza çekilmeye çalışıldığı için ağladı" dedim. "Ayrıca telefonda sorduk, 2006'lıların alındığını söylediler" dedim. Bu arada Ekin hala ağlıyordu :(
Bu yaşananlar kıytırık bir yüzme havuzu tesisinde değil, adı "iyi"okullar arasında geçen bir "eğitim kampüsünde" geçti!
Basit bir yüzme kursunu bile organize edemeyip, kargaşaya neden olan, görevlilerin aksesuar takmasına neden izin verildiğini anlayamadığım, eğitim dönemi bitmiş olmasına rağmen "kalabalık olmasın" diye iki ebeveynin girişine izin vermeyen ama bu ebeveynler "yabancı uyruklu" olunca nedense izin verilen, sorumlu hocanın 3,5 yaşındaki bir çocuğa sandaletini çıkarmaya uğraşırken "gel buraya" diye sert bir ses tonuyla seslendiği bir okulda yaşadıklarımız bunlar.
Işıkkent Eğitim Kampüsü... Yazıyorum ki, çocuğunuzu buraya yüzme kursuna gönderecekseniz, bir daha düşünün diye! Neyse ki Ekin suyu, denizi seviyor da bu olaydan sonra denize gittiğimizde aynı coşkuyla sulara atladı :) Yaniii, sorun "su/havuz" değil, sorun görevlilerin davranışları ve kurumun taşıdığı sorumluluklar!
Oradaki tek güzel şey, bizim karşılaştığımız yüzme öğretmeni abinin Ekin'e sıcak ve sakin yaklaşımıydı.
Bir de bomboş okulda küçük çocuğumun yanında beni gören herkesin "buraya veliler giremez" deyip beni çifte sinir ettiklerini de söylemeden geçemeyeceğim. Kurallara maksimum uyan ve hatta kural takıntılı olan beni bile deli ettiniz saçma kurallarınızla! Ayrıca madem kurallar önemli, neden yabancı uyruklu aile iki ebeveynle girdi içeri, bunu da lütfen açıklayınız!
Not: Bu blogda tatsız şeylere pek yer vermek istemiyorum aslında, ama bu deneyimi yazmadan geçmek istemiyorum. Başka ebeveynlerin de aynı şeyleri yaşamaması için...
30 Haziran 2010 Çarşamba
26 Haziran 2010 Cumartesi
Cunda 'daydık :)
10-11-12 Haziran'da sevgili arkadaşım Nuran ve oğlu Emincan'la Cunda'da buluştuk. Uzun zamandır istediğimiz bu buluşma Nuran'ın ailesiyle birlikte İzmir'e gelişini ertelemesi nedeniyle Cunda'da gerçekleşti :) İstanbul'daki ilk Montessori seminerinde Nuran'cığımla yüzyüze tanışıp vakit geçirme imkanı bulmuştum. Hatta kısa bir süre sevgili eşini ve Emincan'ı da görebilmiştim. Onları İzmir'e beklerken planları değişti, bizi Cunda'ya davet ettiler. Biz de seve seve kabul ettik, Ekin'le Emincan'ı bir araya getirmeyi çok istiyorduk çünkü :))
Her ne kadar Emincan İstanbul'daki haline göre biraz daha keyifsiz olsa da, birlikte olmak hepimizin hoşuna gitti sanırım :)
Her ne kadar Emincan İstanbul'daki haline göre biraz daha keyifsiz olsa da, birlikte olmak hepimizin hoşuna gitti sanırım :)
Ekin plajda Beyaz'ı severken...
Plajda çok güzel oynadılar, ah bir de Emincan mayosunu çıkarmasa :))) Kumda çukurlar açıp, içini suyla doldurdular. Emincan'ın bazı oyuncaklarını dalgalar aldı götürdü :)
Ekin denizi çok seviyor. Ekim ayında doğdu, dolayısıyla 7-8 aylıktı ilk yazını karşıladığında ve o zamandan beri bir sukuşudur kendisi :) Benim bile çekinerek girdiğim soğuk sulara rahatlıkla girip hiç çıkmak istemezdi. Şimdi de öyle. Kucaklayıp hop diye suya bırakabiliyorum, sevinç çığlıkları atıyor denizde. Havuzu zaten tercih etmiyorum hiç. Zaten İzmir'de yaşayıp havuza mı girilir, her yerimiz deniz :)))
Emincan uyurken Ekin Nuran ablasıyla denize girdi, hem oynadılar, hem sohbet ettiler. İzlemesi çok hoştu benim için :)
Emin dedeyle resim zamanı :)
Emincan'ın bizim için toplayıp ayırdığı kozalakları birlikte boyamak kısmet olmadı ama, annesi Emincan'ı uyutmaya çalışırken, Ekin Emin dedeyle beraber suluboya yaptı. Ekin kozalakları boyadı, Emin dede de gazetenin üzerini :)
Bahçede çiftlik kurma zamanı...
Ekin'in "hayvanlar dünyası" ...
Aralarda oyun hamuruyla oynadılar.
Parklarda oynayıp, sokaklarda koştular. Bir de Mustafa olmasa, Ekin'e göre Emincan kendisiyle daha çok oynayacaktı. Bir ara Ekin Emincan'la daha çok oynamayı umut ettiği için "Mustafa gelmesin anne, o gelince Emincan benimle ilgilenmiyor" dedi. Nuran'cığım ağladı bu söz üzerine. Canım benim :) Ama Emincan da Mustafa diye deli oldu, sürekli Mustafa'yı aradı ve istedi :)
Nuran "Hadi el ele tutuşalım" deyince, ellerini uzatıyorlar...
Bizim döneceğimiz günün sabahı, Emincan çok özlediği babasına kavuştu. Allah hiçbir çocuğu anne-babasından ayırmasın, o beş gün ne zor gelmiştir kimbilir Emincan'a...
Cunda'da çok güzel bir kahvaltı yaptık hep beraber.
Ekin kahvaltıda elbette resim yaptı... Bu huyunu bildiğim için her daim çantamızda boya ve resim defteri bulundururum. Ama servis için konulan kağıtlar da işimizi görür :))
Külahtan burun :) Şeref amcası sağolsun, yere düşen külahın yerine yenisini getirdi Ekin için.
Çok sıcak bir gündü, fazla dolaşamadık bile. Biz de çok özlediğimiz kişiye kavuşmak için yollara düştük sonra :)
Güzel gece sohbetlerimiz için Nuran'cığıma, misafirperverlikleri için Hasibe anneanne ve Emin dedeye (çocukların ağzıyla söylemekten adları böyle kaldı bende :)) ) çok teşekkür ederiz. En yakın zamanda İzmir'de buluşmak üzere... Nuran, artık erteleme :))))
23 Haziran 2010 Çarşamba
El Bebek Gül Bebek Metin
Aslında başka şeyler yazmak için oturdum ama bu akşam Ekin uyurken son haftalarda her akşam yaptığı gibi Metin'i okumamı isteyince, bu kitaptan bahsetmek istedim.

"El Bebek Gül Bebek" kitabının yazarı Jeanne Willis, çizeri Tony Ross. Kitabın tanıtımı şöyle:
"Minik Metin dünyanın en küçük faresiymiş.
Annesi onu el bebek gül bebek büyütür, hep başına birşey gelmesinden korkarmış.
En sonunda, Metin`i çepeçevre pamuğa sarıp evin dışında oynamasına izin verdiğinde, Metin`in başına binbir türlü şey gelmiş!
Ama acaba Metin, o günden sonra da dünyanın en küçük faresi olarak mı kalmış?
Büyümek ve çocuğunuzun büyümesine izin vermekle ilgili, duygu ve mizah dolu bir kitap"
Annesi onu el bebek gül bebek büyütür, hep başına birşey gelmesinden korkarmış.
En sonunda, Metin`i çepeçevre pamuğa sarıp evin dışında oynamasına izin verdiğinde, Metin`in başına binbir türlü şey gelmiş!
Ama acaba Metin, o günden sonra da dünyanın en küçük faresi olarak mı kalmış?
Büyümek ve çocuğunuzun büyümesine izin vermekle ilgili, duygu ve mizah dolu bir kitap"
Her zaman diyorum, kitap tanıtımları için en iyi adres, birdolapkitap :) Banu ve Yıldıray müthişler, çocuk kitaplarındaki detayları tüm inceliğiyle aktarıyorlar. Yazar ve çizeri hakkında da bilgiler veriyorlar. Tony Ross'la ilgili de birçok yazıları var. Örneğin "Mamutlu Börek" aynı yazar ve çizerin kitabı. Bizim çok sevdiğimiz "Küçük Prenses" serisi de Tony Ross'a ait: "Dişimi İstiyorum", "Uyumak İstemiyorum", "Hastaneye Gitmek İstemiyorum", "Ellerimi Yıkamak İstemiyorum". Küçük asi bir kıza ait bu öyküler, önceleri tereddüt etsem de Ekin'in en sevdikleri arasına çoktan girmişlerdi. Sonuç olarak Tony Ross'un birdolapkitap deyimiyle "haylaz" çizgilerini seviyoruz :))

"El Bebek Gül Bebek" Metin'i her gün okumaktan ezberledim artık , ama inanın sıkılmadım. Anlatımı ve çizimleri çok eğlenceli, nasıl sıkılabilirim? Metin'in başına gelenler, o kadar maceradan sonra evine gelip kapıda kendine güvenli duruşu, ve Metin'in dönüşümünü okumak/görmek çok keyifli :) Ayrıca adının Metin olması da çok eğlenceli geliyor bana. Ekin'in "anne, ben Metin'i çok seviyorum, biliyor musun? " dediğini bir başkası duysa Metin'i arkadaşı sanacak, bu açıdan da bu cümleyi duydukça gülesim geliyor :))))
Ayrıca bence kitap Montessori felsefesine de çok uygun, pamuklara sarılı olarak değil de dünyayı keşfederek büyümekten bahsettiği için :))
Biz seviyoruz Metin'i... :))))
22 Haziran 2010 Salı
The Montessori Goldmine'dayız :)

Montessori eğitimi blogumuzu takip eden Jojoebi, Ekin'le yaptığımız bir çalışmayı The Montessori Goldmine'da yayınlamış yukarıdaki fotoğrafla :) Mutlu oldum, Montessori ile ilgili uluslararası bir blogda yer almak gurur verici. Ayrıca Montessori eğitimi blogumuzun da takip ediliyor olması çok güzel :)))
Ekin'e gösterdim ve anlattım, tepkisi çok hoştu :))) Sevindi ve şöyle bir yorumda bulundu : "Anne, fotoğrafıma bakınca, tenimden İzmir'li olduğumu anlayacaklar" :)))))
Ekin'e gösterdim ve anlattım, tepkisi çok hoştu :))) Sevindi ve şöyle bir yorumda bulundu : "Anne, fotoğrafıma bakınca, tenimden İzmir'li olduğumu anlayacaklar" :)))))
21 Haziran 2010 Pazartesi
Baba...
İtiraf ediyorum, kızımla babasının ilişkisini kıskanıyorum. Ama, birbirlerini çok sevmelerini ve birbirlerine düşkün olmalarını değil, kendi babamla benim ilişkim de böyle olsaydı, diye kıskanıyorum. Keşke böyle bir babam olsaydı... Çok içten dilerdim bunu...
Kızına çok değer veren, ihtiyaçlarına ve isteklerine saygı duyan, çalışmaktan helak olmasına rağmen, minicik de olsa kalan vaktinin her saniyesini kızına adayan, bebekten ağladığında şarkı söyleyip sesiyle sakinleştiren, kızının "eğlenceli, komik ve çözümcü bir babam var benim" diye anlattığı, çok şefkatli ve sevgi dolu bir baba. Yüreğinde kızına duğduğu sevgi ve hayranlık, diline ve davranışlarına da yansıyor. Ekin çok şanslı bir çocuk ve bence Ekin şimdiden, ne kadar şanslı olduğunun farkında :)))
Geçen gün ofisteydik, Ekin her zamanki gibi resim yapıyordu (ofisteki çeşit çeşit kalemleri kullanarak resim yapmaya bayılıyor) Yanlışlıkla masayı boyadı, sonra da "babam kızmaz bana" deyip, tatlı tatlı babasına baktı :) Öyle emindi ki bunu söylerken babasının kızmayacağından... Gerçekten de babası çok sakin ve şefkatli yaklaşır hep Ekin'e. Hayranım onun bu yönüne :) Eminim Ekin ne kadar büyüse de bu güven ve sakinlik ona hep kendisini iyi hissettirecektir. Eminim...
Bu yıl Ekin'le birlikte babası için bir kupa yaptık :)) Öyle hediyeli abartılı kutlamaları sevmeyiz ama süprizlere bayılırız ailecek :)))) Ekin kupaya "canım babam" yazmamı istedi, buyrun "canım babam" kupasına :)
Bu da geçen sene yaptığımız bir çalışma. Çeşitli dergilerden yazılar keserek ve Ekin'le babasının fotoğraflarını kullanarak yaptık bunu Ekin'le... Kalpler , yıldızlar ve nazar boncuklarıyla süslemeleri Ekin yapmıştı.
Bu arada, bu hediyemizi heyecanla gösterdiğim bir arkadaşım (neyse ki başka sebeplerden artık arkadaşım değil, bu sıfatı haketmeyene arkadaşım demem) hazırladığımız hediyeye şöyle bir bakıp "biz özel günleri kutlamıyoruz!" demişti. Biz de özel günleri çok abartmayız ama birbirimize küçük süprizler yapmayı severiz, özel gün bahane :) Bu vesile ile :P tüm babaların babalar gününü kutluyorum :)))))
Bir de bu kart var, yine geçen seneden. Yapması çok eğlenceliydi :)
Bir de bu kart var, yine geçen seneden. Yapması çok eğlenceliydi :)
İzlemeden geçmeyin, süper bir video var, nurturia ekibi hazırlamış. Adı "Babamla biz", şuradan izleyebilirsiniz. Damla'cığım ellerinize sağlık, devamını bekliyoruz :)))
15 Haziran 2010 Salı
Birkaç Montessori Çalışması
Az yazılı, bol fotoğraflı Montessori çalışmaları...
Ekin'in bir süredir keyifle yaptığı çalışmalar bunlar. Kolaylıkla da becerebildiği için daha da hoşuna gidiyor ve arka arkaya yapıyor hep. Genellikle beni o yönlendiriyor zaten, yapmak istediği çalışmaları kendisi söylüyor. Ben de zevkle fotoğraflarını çekiyorum :)
Kullandığım tüm malzemeler aşağıdaki fotoğrafta. Bilyeleri ve çeşitli boyutta ponponları ve onların yerleştirileceği buzluk, palet ve sabunluğu çıkardım, elle, maşayla ve büyük cımbızla yapılacakları grupladım.
1. Bir kaptan palete elle bilyeleri yerleştirme.
2. Bir kaptan sabunluğa elle bilyeleri yerleştirme.
3. Bir kaptan buz kalıbına maşayla ponpon yerleştirme. (büyük boy ponponları kullandık)
4. Bir kaptan maşayla palete ponponları yerleştirme. (orta boy ponponları kullandık)
5. Bir kaptan sabunluğa büyük cımbızla ponpon yerleştirme. (en küçük boy ponponları kullandık)
13 Haziran 2010 Pazar
13 haziran... 13 yıl... Aşk...
Yer Akif baba, taş plak çalan sıcacık bir meyhane...
Karşımda aşık olmaya başladığım, kalbimin güm güm atmasına neden olan genç adam...
Heyecan...
Masada içkiler, içmeden sarhoş olan iki insan...
Güzel sözler...
Çoğunu hatırlayamıyorum bile ama çok güzel şeylerdi duyduklarım...
Ne konuştum, yemekte ne yedik onları bile hatırlayamıyorum ama üzerinden 13 sene geçtiği için değil, ertesi gün bile hatırlayamıyordum bunları...
Hatırladığım güzel, coşkulu bir heyecan, ve kalbimin hızla atışıydı :)
Tam 13 yıl oldu aşkımız başlayalı... Hala seni görünce kalbim hızla atıyor. Karşıdan gelişini görsem bile heyecanlanıyorum.
İlk tek ve son aşkım... Seninle "bir çift beyaz güvercin" olmak varmış...
Güzel kızımızla bambaşka bir boyuttayız 3,5 yıldır. Aşıktık, aşık anne-baba olduk :)))
Aşkım...
Bu şarkı sana...
Benim ol bugün yarın ve daima...
12 Haziran 2010 Cumartesi
İzmir'de Montessori Semineri
Birkaç gündür İzmir'de değildim, Ekin'imle birlikte Ayvalık-Cunda'da sevgili arkadaşım Nuran'ın ve Emincan'ın yanındaydık. Nuran'cığımla güzel vakit geçirdim Ekin de çok sevindi orada olmaktan, ama ben arkadaşıma doyamadım tabi :))) Nuran, devamını İzmir'de yapalım olur mu? Fotoğraflar ve detaylar bir başka yazının konusu...
Baktım haziran ayı yazılarım hep duyuru şeklinde olmuş :) ama napalım üst üste duyurular var ve haber vermeden olmaz, değil mi?
İzmir'de yaşayan Montessori felsefesini merak eden ve yakınlık duyan anne-babalar, bence bu semineri kaçırmayın. Ben Hilal Hanm'ın İstanbul'da verdiği seminere katılmıştım, hatta bu pazar yapılacak ikinci seminere katılacaktım ama eşimin yoğun işleri nedeniyle gidemiyorum. Fakat bu seminerle ilgili maili aldığımda hem sevindim hem şaşırdım. İzmir'de hem de temmuz ayında (İzmir bomboş olur yazın) düzenlenecek seminer için yeterli sayı oluşur mu bilmem, ama oluşmasını ümit ediyorum.
Hadi bakalım, bana binlerce soru soran arkadaşlarım ve tanıdıklarım, buyrun katılın ve kendiniz öğrenin :)))
Katılım için basak.keskin@akbank.com adresine mail atabilirsiniz. Detayları öğrenmek için Başak Sarı Keskin'in maili aşağıdaki gibi:
Merhabalar;
Daha önce EKET fuarı ve Nuran Hanım'ın mailiyle haberdar olduğum Eylem Hanım'la, bazı materyaller için irtibata geçtiğimde Zuhal Hanım'la birlikte Trabzon ve Giresun'da Temmuz başında yapılacak bir Montessori Semineri hazırlığında olduklarını öğrendim. Eylem Hanım eğer katılım konusunda yeterli sayıda olduğumuz takdirde Trabzon programına İzmir'i de ekleyebileceklerini söyledi. Montessori felsefesi ve bazı materyal kullanımlarının gösterilebileceğ i bir günlük, muhtemelen Temmuz'un ilk pazar günü olabilecek, seminere çevremde ilgi duyacak kişiler var ancak asıl ilginin gruptaki İzmir'li ailelerden geleceğini düşündüğüm için grubu bilgilendirmek istedim.
Katılmak isteyenler bana mail atabilirse kesin sayı sonucu organizasyonun diğer ayrıntılarını belirlemeye çalışacağım. Seminer diğer yapılanlar gibi ücretsiz olacak ancak eğitmenlerin yol giderleri ve salon organizasyonu gibi ortak giderlere katılım sözkonusu olacak. Bana basak.keskin@ akbank.com adresinden de ulaşabilirsiniz çünkü gün içinde grup adresine gelen maillere erişim olanağım bulunmuyor.
Görüşmek üzere,
Sevgiler,
Başak Sarı Keskin
EĞİTMENLER:
ZUHAL-BİLİR MEIER, 1953 Mersin doğumludur. 1978-1990
yılları arasında sosyal pedagog olarak çalıştı. Almanya’da halk yüksek
okullarında danışmanlık ve yöneticilik yaptı. 1990-92 yılları arasında
Association Montessori International’a (AMI) bağlı bir kurumdan Montessori
Pedagojisi eğitimi aldı. 1993-95 yılları arasında Alman Gelişim ve
Rehabilitasyon Akademisi’nden Montessori terapisi eğitimi
aldı.
2001-2003 yılları arasında Centrum für Integrative Psychotherapie’den çocuk
ve ergen psikoterapisi eğitimi aldı. 1992 yılından
beri Montessori eğitmeni ve terapisti olarak çeşitli kurumlarda ve
yuvalarda çalışmaktadır. Normal gelişim gösteren çocukların yanı sıra, bedensel
ve zihinsel engelleri olan çocuklarla da çalışmaktadır. Ayrıca 2007-08
öğretim yılından beri Kültürler Arası Yakınlaşma ve Eğitim için IG-İnisiyatif
Grubu’nda öğretmenlere Montessori pedagojisi dersleri vermektedir. Evli, 3
çocuk ve bir torun sahibidir.
EYLEM KORKMAZ, Yüksek lisans tezini Montessori Metodu üzerine yazmıştır. 2005-2009 yılları
arasında Montessori eğitim seminerleri düzenlemiştir. Halen Eğitim Programları
ve Öğretimi alanında doktorasını yapmakta ve araştırma görevlisi olarak
çalışmaktadır. “Montessori Metodu: Eğitimde Bir Alternatif” kitabının
yazarıdır. Alternatif eğitim ve Montessori Metodu hakkında çeşitli dergi,
gazete ve kitaplarda yazıları yayımlanmıştır.
Baktım haziran ayı yazılarım hep duyuru şeklinde olmuş :) ama napalım üst üste duyurular var ve haber vermeden olmaz, değil mi?
İzmir'de yaşayan Montessori felsefesini merak eden ve yakınlık duyan anne-babalar, bence bu semineri kaçırmayın. Ben Hilal Hanm'ın İstanbul'da verdiği seminere katılmıştım, hatta bu pazar yapılacak ikinci seminere katılacaktım ama eşimin yoğun işleri nedeniyle gidemiyorum. Fakat bu seminerle ilgili maili aldığımda hem sevindim hem şaşırdım. İzmir'de hem de temmuz ayında (İzmir bomboş olur yazın) düzenlenecek seminer için yeterli sayı oluşur mu bilmem, ama oluşmasını ümit ediyorum.
Hadi bakalım, bana binlerce soru soran arkadaşlarım ve tanıdıklarım, buyrun katılın ve kendiniz öğrenin :)))
Katılım için basak.keskin@akbank.com adresine mail atabilirsiniz. Detayları öğrenmek için Başak Sarı Keskin'in maili aşağıdaki gibi:
Merhabalar;
Daha önce EKET fuarı ve Nuran Hanım'ın mailiyle haberdar olduğum Eylem Hanım'la, bazı materyaller için irtibata geçtiğimde Zuhal Hanım'la birlikte Trabzon ve Giresun'da Temmuz başında yapılacak bir Montessori Semineri hazırlığında olduklarını öğrendim. Eylem Hanım eğer katılım konusunda yeterli sayıda olduğumuz takdirde Trabzon programına İzmir'i de ekleyebileceklerini söyledi. Montessori felsefesi ve bazı materyal kullanımlarının gösterilebileceğ i bir günlük, muhtemelen Temmuz'un ilk pazar günü olabilecek, seminere çevremde ilgi duyacak kişiler var ancak asıl ilginin gruptaki İzmir'li ailelerden geleceğini düşündüğüm için grubu bilgilendirmek istedim.
Katılmak isteyenler bana mail atabilirse kesin sayı sonucu organizasyonun diğer ayrıntılarını belirlemeye çalışacağım. Seminer diğer yapılanlar gibi ücretsiz olacak ancak eğitmenlerin yol giderleri ve salon organizasyonu gibi ortak giderlere katılım sözkonusu olacak. Bana basak.keskin@ akbank.com adresinden de ulaşabilirsiniz çünkü gün içinde grup adresine gelen maillere erişim olanağım bulunmuyor.
Görüşmek üzere,
Sevgiler,
Başak Sarı Keskin
EĞİTMENLER:
ZUHAL-BİLİR MEIER, 1953 Mersin doğumludur. 1978-1990
yılları arasında sosyal pedagog olarak çalıştı. Almanya’da halk yüksek
okullarında danışmanlık ve yöneticilik yaptı. 1990-92 yılları arasında
Association Montessori International’a (AMI) bağlı bir kurumdan Montessori
Pedagojisi eğitimi aldı. 1993-95 yılları arasında Alman Gelişim ve
Rehabilitasyon Akademisi’nden Montessori terapisi eğitimi
aldı.
2001-2003 yılları arasında Centrum für Integrative Psychotherapie’den çocuk
ve ergen psikoterapisi eğitimi aldı. 1992 yılından
beri Montessori eğitmeni ve terapisti olarak çeşitli kurumlarda ve
yuvalarda çalışmaktadır. Normal gelişim gösteren çocukların yanı sıra, bedensel
ve zihinsel engelleri olan çocuklarla da çalışmaktadır. Ayrıca 2007-08
öğretim yılından beri Kültürler Arası Yakınlaşma ve Eğitim için IG-İnisiyatif
Grubu’nda öğretmenlere Montessori pedagojisi dersleri vermektedir. Evli, 3
çocuk ve bir torun sahibidir.
EYLEM KORKMAZ, Yüksek lisans tezini Montessori Metodu üzerine yazmıştır. 2005-2009 yılları
arasında Montessori eğitim seminerleri düzenlemiştir. Halen Eğitim Programları
ve Öğretimi alanında doktorasını yapmakta ve araştırma görevlisi olarak
çalışmaktadır. “Montessori Metodu: Eğitimde Bir Alternatif” kitabının
yazarıdır. Alternatif eğitim ve Montessori Metodu hakkında çeşitli dergi,
gazete ve kitaplarda yazıları yayımlanmıştır.
6 Haziran 2010 Pazar
Emzirme Reformu

Emzirme konusu çok önemli aynı zamanda pek çok anne için stresli bir konu, özellikle çalışan anneler için ayrıca zorlukları olan bir konu...
Ben Ekin'in doğumundan beri çalışma hayatında değilim. Kızımı emzirmekte hiçbir sorun yaşamadım; hem Ekin'in emmeyi çooook sevmesinden ötürü, hem de vücudumun deli gibi süt üretmesinden ötürü :) Fakat, sorunsuz görünen bu tabloya rağmen ben de sıkıntı yaşadım! Nasıl mı? Emmeyi seven bir kızım olduğu için (bunu tarif edemem, memeye yapışık yaşıyordu resmen) ve kilo alımı çok iyi düzeyde olmasına rağmen, "doymuyor mu acaba? (nasıl yani, resmen tombiş bir bebeğim vardı, kilodan başka bir göstergesi var mı bunun?)", "biraz da yatağına bırak şu çocuğu (sanki ben yatsın istemiyordum!)", "hala mı emziriyorsun? (31 ay emzirince bu soru kaç defa duyduğumu siz tahmin edin artık...)", "bırak kızım, bu yaştan sonra sütün yaramaz çocuğuna (nasıl yani???)" vs. vs. gibi, bu ve bunlara benzeyen binlerce soru ve müdahaleyle karşılaştım. Dediğim gibi bebeğim ve kendi açımdan hiçbir sıkıntı yaşamamış olmama rağmen.
Yani, demem o ki, mutlaka toplumsal bir merakla müdahaleler oluyor bu konuda annelere. Bu çalışmayan anne cephesinden, bir de çalışan annelerin emzirme konusunda yaşadıkları zorluklar var ki, bunları yaşamadım ama çok şeyler duydum ve okudum.
Blogcu anne ve çalışan gebe bir manifesto hazırladılar: Emzirme Reformu Manifestosu.
"İlk altı ayda sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin oranı %1,3. Beş yaşın altındaki çocukların %25’inde beslenme eksikliği görülüyor. Türkiye nüfusunun yaklaşık %15’i beş yaşın altında. Ve bu çocukların 63,000 her yıl önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Bu çocukların 50,000 ise bir yaşın altında."
Bu tabloya göre, gerçekten de bir reform gerekli. Çalışan- çalışmayan her annenin özgürce bebeğini emzirebilmesi için manifestoyu okuyup katkıda bulunalım. Sağlıklı ve mutlu bebekler için, sağlıklı ve mutlu anneler gereklidir, bunu da hiçbirimiz unutmayalım :)
Detaylı bilgi ve yorumlar için: http://www.emzirmereformu.com/ adresini kullanabilirsiniz.
Ben Ekin'in doğumundan beri çalışma hayatında değilim. Kızımı emzirmekte hiçbir sorun yaşamadım; hem Ekin'in emmeyi çooook sevmesinden ötürü, hem de vücudumun deli gibi süt üretmesinden ötürü :) Fakat, sorunsuz görünen bu tabloya rağmen ben de sıkıntı yaşadım! Nasıl mı? Emmeyi seven bir kızım olduğu için (bunu tarif edemem, memeye yapışık yaşıyordu resmen) ve kilo alımı çok iyi düzeyde olmasına rağmen, "doymuyor mu acaba? (nasıl yani, resmen tombiş bir bebeğim vardı, kilodan başka bir göstergesi var mı bunun?)", "biraz da yatağına bırak şu çocuğu (sanki ben yatsın istemiyordum!)", "hala mı emziriyorsun? (31 ay emzirince bu soru kaç defa duyduğumu siz tahmin edin artık...)", "bırak kızım, bu yaştan sonra sütün yaramaz çocuğuna (nasıl yani???)" vs. vs. gibi, bu ve bunlara benzeyen binlerce soru ve müdahaleyle karşılaştım. Dediğim gibi bebeğim ve kendi açımdan hiçbir sıkıntı yaşamamış olmama rağmen.
Yani, demem o ki, mutlaka toplumsal bir merakla müdahaleler oluyor bu konuda annelere. Bu çalışmayan anne cephesinden, bir de çalışan annelerin emzirme konusunda yaşadıkları zorluklar var ki, bunları yaşamadım ama çok şeyler duydum ve okudum.
Blogcu anne ve çalışan gebe bir manifesto hazırladılar: Emzirme Reformu Manifestosu.
"İlk altı ayda sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin oranı %1,3. Beş yaşın altındaki çocukların %25’inde beslenme eksikliği görülüyor. Türkiye nüfusunun yaklaşık %15’i beş yaşın altında. Ve bu çocukların 63,000 her yıl önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Bu çocukların 50,000 ise bir yaşın altında."
Bu tabloya göre, gerçekten de bir reform gerekli. Çalışan- çalışmayan her annenin özgürce bebeğini emzirebilmesi için manifestoyu okuyup katkıda bulunalım. Sağlıklı ve mutlu bebekler için, sağlıklı ve mutlu anneler gereklidir, bunu da hiçbirimiz unutmayalım :)
Detaylı bilgi ve yorumlar için: http://www.emzirmereformu.com/ adresini kullanabilirsiniz.
2 Haziran 2010 Çarşamba
Babalar Günü İçin Anneler Yarışıyor!

En baba fotoğrafı çeken anne, eşine Nintendo Wii kazandıracak :)
1-19 Haziran tarihleri arasında Nurturia'ya en "Baba" fotoğraflar yüklenecek. Nurturia ve Facebook üyeleri fotoğrafları puanlayacak. En çok puanı toplayan fotoğraftaki şanslı baba 20 Haziran'da açıklanacak, bir Nintendo Wii kazanacak.
Ayrıntılı bilgi ve fotoğraflar için şuraya göz atın :) Yarışma koşullarını öğrenmek içinse şuraya göz atın :)
Ben fotoğraflarımın olduğu arşivimi tarıyorum (ne kadar sürer acaba, yeni bir foto mu çeksem...)
Eurovision yarışmasına dönemesin de, komşu ülkeden komşu ülkeye puan meselesi :P Beğendiklerinizi oylayın, hatta bir fotoğrafla siz de katılın. Şimdiden harika fotoğraflar var :)
Herkese iyi şanslar!
Sonradan eklenti: Birazcık araştırma sonucu bir fotoğraf seçtim. Yukarıdaki fotoğraf... Kurgu yok, haberleri bile yok, geçen sene sahilde çektiğim bir fotoğraf... Oy vermek isterseniz şurda :))
Yeni eklenti: Fotoğrafımın görüntüsünde boyutlarından ötürü sorun olduğu için değiştirdim :( Ben bir türlü seçemeyince Ekin el attı bu duruma :))) Ekin'in seçimini görmek için şuraya tıklayınız :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)