31 Temmuz 2010 Cumartesi

Tatil dönüşü...


Tatilimiz;

bol bol kumlarda oyun oynayarak,



plajda kitap okuyarak, (bir gün plaja getirmeyi unutunca "nerde anne kitaplarım, yoksa unuttun mu? diye sordu kızım bana :) )



anne-kız sarılıp uzanarak,



Ege ablayla beraber "plaj güzelleri" ekibi kurarak :)


Ümit abiyle havuzda yüzerek,


(Ekin doğduğundan beri 2.kez havuza girdi, bense yıllardır ilk kez! Daha önce söylemiştim, havuzu tercih etmiyorum deniz varken, hem hijyenik açıdan, hem de denizde yüzmek çok daha güzel ve eğlenceli olduğu için. Ama denizin çok dalgalı olduğu bir gün, kuzenleri de ısrar edince Ekin'in havuza girmesine izin verdim.)



anneyle yüzerek,


babayla yüzerek,


( manzaralı havuz :)))) )



resim yapıp sohbet ederek,


türlü türlü şebeklikler yaparak :)


uyananların yatağına atlayıp sevgi bombardımanına tutularak,




Ümit abiyi hiiiç bırakmayarak,



Şenol Amca'nın çerezlerine el koyup, antep fıstıklarından tren yaparak :)



manzaraya karşı uyuyarak,



babamı çok özleyerek,




her akşam bu manzara eşliğinde yemeğimizi yiyerek,


...geçti.... Evimize döndük. Kaldığımız yerden devam. Sitemizde, evimizin balkonunda kuş sesleri arasında kahvaltı yapıp, oyunlarımızı, etkinliklerimizi balkonumuzda yapmaya devam. Canımız isterse bahçede karıncaları, solucanları, bitkileri incelemeye ineriz. Ya da Ekin bisikletine biner. Ekin'in "evimi özledim" deyip durması boşuna değil :)) Nereye gitsek evini çok özleyen bir kızım var benim :))))

29 Temmuz 2010 Perşembe

Bloguma "Outstanding Blogger Award" geldi!


Leptir, şu yazısında bana "outstanding blogger award" göndermiş :)) Kendisi bir Montessori bloguna sahip ve ödül alanlar da verenler de zevkle takip ettiğim Montessori blogları. Çok sevindim ve gurur duydum. Leptir'in listesinde, Montessori bloglarının arasında olmak mutlu etti beni :) Leptir daha önce "montessori eğitimi blogumuz"da yayınladığım yazılara da yorum yazmıştı. Ekin'le yaptığımız Montessori çalışmalarımızın takip edildiğini ve beğenildiğini bilmek çok güzel :))


Ödülün kuralları şöyle:

1. Sana ödülü verene teşekkür et.

Zevkle :) Sevgili Leptir, ödülü bana verdiğin için teşekkür ederim. Blogunu keyifle takip ediyorum, öğrencilerinin de çok şanslı olduğunu düşünüyorum :)


2. Kendin hakkında 7 şeyi paylaş.

Zevkle :)

  1. Kızımla evde olmaktan ve kızımla ilgilenebilmek için çalışmaya ara vermekten çok memnunum. Ne kadar zorluk çeksem de zaman zaman, bu kararımdan hiç pişman olmadım.

  2. Arkadaşlığa önem veririm. Ordan burdan, özellikle de sanal ortamdan bir sürü arkadaşım olsun diye bir derdim hiç olmadı. Dürüst, değerli insanları arkadaşım olarak seçerim ve onlara hep sadık kalırım. İyi insanları çevremde tutmaya çalışırım. Tek tük hatam olsa da genel olarak bunu başardığımı gururla söyleyebilirim :) Bu arada sanal ortam sayesinde tanışıp gerçek hayatta dostum olan az sayıda değerli arkadaşım var, iyi ki de varlar :))

  3. Şarkı söylemeye bayılırım (daha önce yazmıştım, değil mi? ) :)))

  4. İyi, kaliteli şeyleri severim ama lüks merakım yoktur. Fazla marka, lüks eşya lafı edenleri de pek sevmem :)
  5. Mutfakta olmayı çok severim, evde ev yapımı meyve suları, çeşit çeşit ekmekler, yoğurt, en doğal ve sağlıklı şekilde pişirilmiş yemekler yapmaya bayılırım. Güzel de yaparım, ne yalan söyleleyim :)

  6. Montessori hakkında okumak, öğrenmek, etkinlikler planlamak, kızımla uygulamak keyif aldığım bir durum oldu son 2 yıldır :)

  7. Denizsiz yaşayamam sanırım, o nedenle yaşadığım şehri seviyorum. Canım her istediğinde deniz kenarında çay içebiliyorum, ya da balık yiyebiliyorum. Yüzmek isteyince en geç 1 saat içinde en güzel kumsallara ulaşabiliyorum. Çocukluğumu, gençliğimi, aşkımı, bebeğimi hep İzmir'de yaşadım. İyi ki İzmir'deyim :)


3. Yakınlarda keşfettiğin ve harika bulduğun 15 bloga ödülü gönder.

İşte bu benim için çok zor... Beğendiğim birçok blog zaten bu ödülü almış. O nedenle bu kuralı pas geçiyorum :)))

22 Temmuz 2010 Perşembe

Neler yapıyoruz?

Bugünlerde neler mi yapıyoruz?
Doğrusu biraz kafa dinliyoruz.
Bol iyot kokusu, güneş ve midemize durmadan bir şeyler atma eylemi, aylaklık ve dinlenmeye karıştı bu aralar.
En çok da Ekin eğleniyor.
İlgi odağı olmanın verdiği rahatlıkla kızım çok mutlu.
E tabi, o mutlu oldukça ben de mutluyum…


Kızıma babaannesi çok güzel bir elbise dikmiş. Bayıldım doğrusu. Pamuklu kumaştan tiril tiril... El emeği ürünlere bayılıyorum. O üretimlerdeki klasik tarz beni hep etkilemiştir. Ekin de bayıldı...

Ekin Ümit abisine kavuştu. İlişkileri fotoğraftaki boyutta :) Ayrılmıyorlar. Yani Ekin ayrılmıyor. Ama hakkını yemeyeyim; Ümit de Ekin'i çok seviyor ve çok ilgileniyor.

- Sandaletimi bağlar mısın Ümit abicim?


- Şapkam uçtu Ümit abicim....


- Şimdi ne yapıyoruz Ümit abicim?

- Plajda kimse kalmadı, Seninle oynamak çok güzel Ümit abicim....


- Havuza gidelim mi Ümit abicim?


- Havuzaaaaaaa, gidiyoruzzzzz.....



Kısaca, İzmir'in bunaltıcı sıcağından, Seferihisar'ın serin denizi ve havasına geçiş yaptık. Tek problem eşimin bizle beraber olamaması. Süreli işlerinin bitimine denk gelen yaz, eşimi daha da gerdi. Biraz dinlenip gideriz biz de onun yanına...

- Aaaaaa, Aşkım gelmiş bu akşam.... Aşkım rakı sever. Sıhhatimize aşkım...



(bu yorucu (!) tempo içinde çok yazamayabilirim, görüşmek üzere)


20 Temmuz 2010 Salı

Kızıma Mektup...



(Ekin ve biz’in aktörlerinden biri olarak, annenin bilgisayarını zaptedip, çoğunlukla onun yazdığı bloga korsan yazıyorum. Aşkım izninle)

Kızım,

Zaman zaman senle konuşmak istiyorum ya hani?
Hani sen de hep kaçıyorsun, hep bir oyunun veya bir işin oluyor çok önemsediğin?
Bu sefer kaçma e mi?
Ya da kaç ama, yıllar sonra -okuma yazma öğrenince- anlamaya çalışarak bu yazıyı mutlaka oku.
Çünkü bu yazı kuşlar, arabalar, çamur, tasavvuf, erdemler, vb gibi konular hakkında...
En çok da senden istediklerim hakkında…
Evet, çok zor bir araya gelebilir bu konular. Yine de okumanda fayda var;
Bak babacığım,

Kuşlar kendi içlerinde çok güzel yaratıklardır. Uçarlar, konarlar, öterler, vb. Buna kimse engel olamaz veya olmaz normal koşullarda. Kuşların beyni ile ilgili söylenenler de çoğu zaman yanılsamaya uğratır insanları. Çünkü çok güzel sesler çıkarabilirler. Veya karga çok zeki bir hayvandır mesela. Cevizi en iyi karganın diktiği söylenir ve onun gömdüğü ceviz yeşerirmiş çoğu zaman. Ama karga cevizi yeşersin diye değil, saklamak için gömermiş. Çok kurnaz olduğu da söylenir. Biraz da çirkindir. N’apalım o da öyle.

Babacığım, kuşların bir davranışı vardır bana çok değişik gelen. Çünkü kuşlar bazen uçarlarken havada hacet giderirler. Bazı insanlar bunu şans olarak niteler. Bana göre çok fazla şansla bağlantısı yok. Çünkü kuşun üzerine bıraktığı “pisliğin” şansla ne ilgisi olabilir. Veya arabanın üzerine de yapabilir bu kuşlar. Boyaya zarar verebilir eğer hemen yıkamazsan. Ama kuş bu, doğası gereği “pisleyecek” elbette. Hem de havada… Bazen otururken de yapabilir. Sakın şaşırma! Kuşlar böyledir de geç, üzerinde çok düşünme.

Aynı şekilde, yürürken yanından geçen bir araç sana çamur sıçratabilir. Bunu bilerek de yapabilirler, bilmeyerek de. Aslında çok da önemli değil. Annemiz bize her zaman yaptığı gibi, "önemli değil" diyerek, temiz kıyafetler verebilir. Çamurlar yıkanabilir. Araba da geçip gitmiştir zaten.

Babacığım, böyle kirler temizlenir. Temizlenmeyen kirler insanın içinde, ruhunda olanlardır. Onları temizlemek çok çok zordur. Çoğu zaman bir başkası yardımıyla bunları temizleyebilirsin. Doğru bir arkadaş, doğru bir sevgili, doğru bir ebeveyn, doğru bir eş bunları sağlayabilir. Mesela ben annenle tanıştıktan sonra çok arınmışımdır habis duygularımdan. Hem de sadece ona bakarak ve izleyerek yaptım bunu. Çok güzeldi bunun farkına varmak. O bana içimdeki güzellikleri bulmamda yardımcı oldu. Hesse’nin romanlarından çıkmışım gibi hissederdim. İnşallah ben de ona olumlu etkiler yapabilmişimdir.

Şimdilik bilmiyorsun ama “Fihimafihi” diye bir eser var. Mevlana’nın (-ki onu da henüz bilmiyorsun) çeşitli ortamlarda yaptığı sohbetlerin yazılı olduğu bir kitap. Ben çok severim bu kitabı. (Hatta alan adını bile aldım-fihimafih.com-, ileride belki bir şeyler paylaşırım oradan insanlarla) Anlamı “içindeki içindedir” gibi bir şey. Biraz Mevlana okumak lazım anlamak için. Ama eminim okursan bir gün beğenirsin.

Mevlana, Mesnevisi'nde dört tür kuştan bahseder. Bu dört kuş; hırsı temsil eden kaz, makam ve mevkii temsil eden tavus, şehveti temsil eden horoz ve bitmek tükenmek bilmeyen arzuları temsil eden kargadır. Bu hayvanlarla ilgili hikayeler anlatır kitaplarında Mevlana. Fakat kargadan çok iyi bahsetmez hikayelerinde. Çevremizde de birçok olay olur. Bunları iyiler de yapabilir, kötüler de. Türlü türlü insan vardır, her biri farklı davranan. Sen iyilerden ol babam.
Ne mi demek istiyorum babacığım; yaşamda birçok olayla karşı karşıya kalabilirsin. Birçoğu aslında çok kolay çözülebilecekken, insanlar bunları karmaşıklaştırır. Hatta karmaşıklığı bırak, bilerek karıştırır insanlar. Bunların temelinde hep insanların ihtirasları vardır. Kendilerini aşan ihtiraslar. Başkalarının alanlarına giren ve başkalarına zarar veren davranışları vardır. Bunları yapanlarla hiç karşılaşma. Sen bunları yapanlardan olma. Çünkü bu davranışlar en çok sana zarar verir benim güzel kızım.

Son olarak bebeğim, senden istediklerim var, lütfen bunları hep hatırla;


• Önce zararlı olma,
• Yalan söyleme,
• Olduğundan farklı görünme,
• Eğer bir şeye ulaşamıyorsan kötüleme,
• Çevrende hep iyi insanlar olmasına gayret et,
• Çevreni iyileştirebiliyorsan bunu dene,
• Kimseye kötü sözler söyleme,
• Aileni hep sev ve aile bağına önem ver,
• Kötü insanlar sana bir şey söyleyebilir, bu onu bağlar, üzülme!


Ve son olarak aklından çıkarma, Mevlana der ki;


“Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar”
(ama bu bülbüle asla zarar vermez)


Baban…

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Pazar Kahvaltısı Buluşması

Pazar günü kahvaltıda, İzmir'e bir yakınlarının düğünü için gelen sevgili Elif'in (blogcu anne) daveti üzerine Crowne Plaza'daydık. 3 aile (biz, Elif ve eşi, Zeynep, eşi ve minik kızları Selen) buluşup keyifli bir sohbet eşliğinde kahvaltı yaptık.

Vaktimiz kısıtlı da olsa bir arada olmak heyecan verici ve güzeldi. Sanal ortamdan gerçeğe dönüşen tanışmamız, eşlerimizin de olmasıyla daha da keyifli hale geldi.


Afiyet olsun Doğan ailesi :))) Tabi çocuklarınız da yanınızda yokken rahat rahat yiyin :))

Elif'le Doğan, Deniz'i ve Derin'i getirmemişlerdi. Bu işe en çok Ekin'im bozuldu. Özellikle Deniz'le oynayacak diye seviniyordu, Elif'ten çocukların gelmeyeceğini öğrenince hemen Ekin'e söyledim. "Peki Deniz'le Derin'i ne zaman göreceğim anne?" diye sorup durdu bana :) Crowne Plaza'da kendine bulduğu arkadaşı Alara da ailesiyle erkenden gidince, "off, hiç arkadaş yok burda, ben burayı sevmedim" deyip durdu. Kızım arkadaşsız yapamıyor :))) Neyse ki boyaları ve resim defteri vardı da biraz oyalandı.

Bir ara babasıyla otelin içinde gezinti yaptılar. Ekin geçmiş piyanonu başına, çalar gibi yaparak oyuncağı Hipo'ya bir konser vermiş :)


Zeynep'in kızı Selen'in Ekin'e verdiği tepkiler çok hoştu, sürekli Ekin'e gülümsedi. Ekin bebekleri çok sever, o da çok nazik davrandı severken bebeği. Selen'in ablası da yanlarında olsaydı keşke... Eee, bebekle bir yere kadar oynayabiliyorsun :)))

Bu kadar şefkate ve bebek sevgisine rağmen, sorunca (ben sormuyorum :P) kesinlikle kardeş istemediğini söylüyor Ekin! ( Şimdi buraya yazayım da, neden kardeşim yok diye sorarsan gösteririm bu yazıyı :)) )


Hipo'yu Selen'le tanıştırıyor Ekin :) Bakışlara bakar mısınız?

Daha uzun buluşmalarda, bu kez tam kadro (Deniz'i, Derin'i ve Aslı'yı da isteriz) buluşmak dileğiyle...

13 Temmuz 2010 Salı

Kuzenler...

Ekin'in çok sevgili ablası Ege ve abisi Ümit... Onlarla geçirdiğimiz günlerde beni ve babasını tamamen unutuyor, çevresindeki herkes sanki görünmez oluyor. Varsa yoksa onlar (özellikle de Ümit abisi!)




Ben Ege'yi ilk gördüğümde 3 yaşındaydı, Ümit'in ise doğduğu günü biliyorum :) Canlarım, ne çabuk büyüdüler de kızıma abla ve abi oldular...

Birbirlerine kolonya döküp eğleniyorlar :)



Ekin'in babaannesinin evinde ne kadar yastık, minder varsa yığmışlar. Resmen barikat kurmuşlar. Biz zaten onları kendi hallerine bırakıyoruz. Kudurup coşup yorgunluktan bayılana kadar oynuyorlar. Bu arada Ege 16, Ümit 12 yaşında :))))


Minderlerin altında kim var?

Ekin!



Neyse Ekin'im, az kaldı. Gelecek hafta, tatilde olan Ege ablana ve Ümit abine katılacağız biz de :)))

11 Temmuz 2010 Pazar

Ekin Yapımı Müzik Aleti


Ekin oyun ve oyuncak konusunda hiç sıkıntı yaşamaz. Bir oyuncak ya da alet mi gerekiyor, "hadi yapalım!" diyerek hemen girişir. Bu yönü kesinlikle babasına benzemiş. Ne de olsa kızının deyimiyle "eğlenceli, komik ve çözümcü bir baba"sı var :)))

O gün de müzik aletleriyle oynamak istedi ve "anne, ben kendime bir müzik aleti yapacağım" dedi. Malzemelerini çıkardı. "Kağıt havlu rulosunun içini dolduralım, çıkıçıkı diye ses gelsin!" dedi :) Rulonun ucunu yağlı kağıtla kapattık, içine fasülye doldurdu Ekin.




Yine kendi çıkartmamızı kendimiz hazırladık. Evdeki sticker kağıtlardan birini Ekin boyadı ve çeşitli şekillerde kestik.


Ve müzik aletini bu çıkartmalarla süsledi...


İşte Ekin yapımı müzik aleti :))