Bu aralar kış için hazırlıklara başladım. Kışın özlediğimiz ve bulamadığımız sebzelerden biraz stok yapma işi ile meşgulüm :) Gerçi abartmaya da gerek yok, kışın kendine özgü harika sebzeleri de var zaten. Ama evde bamya delisi bir baba ve kız varsa, kışın da bamya diye tutturuyorlarsa, derin dondurucuda bulundurmak gerek :))) Zaten en uğraştırıcısı bamya hazırlamak. Yıka, kurumasını bekle, ayıkla, doğranmış domates ve limonla azıcık pişir, yine soğumasın bekle ve sonunda hazır! Geçen haftalarda da tıpkı geçen sene olduğu gibi harika Balıklıova/Gülbahçe bamyaları hazırlamıştım zaten. Kışın sıkışınca, hazırlaması en çabuk yemeklerden biri, ve tabakların silip süpürülmesi garanti :)

Ve tabi kışın asla almadığım bir sebze, domates... Ama kullanmayı en çok sevdiğim sebze de o. Neredeyse her yemekte kullanıyorum. Her sene doğrudan rendeleyip kaplara doldurup derin dondurucuya kaldırırdım, bu sene kayınvalide usulü konserve işine giriştim, bakalım nasıl olacak?

Birkaç kilo barbunya ayıklanıp kaldırıldı zaten çoktan, onlar da kışın pratik yemeklerinden olmayı bekleyecekler :P Biraz da kırmızı biber közledim mi tamamdır benim kışlık sebze hazırlıklarım!
Bu kadar sebze demişken, bu ara okuduğum kitaptan bir bölümü paylaşayım:
"... Durup dururken neden takılıp kaldım dereotuna?
Yalnız dereotuna mı? Yalnız manavların önünden geçerken, kış sebzelerine, top top lahanalara, birer beyz adacık gibi duran karnabaharlara, yaprak yaprak pazılara, hep sonbahar renklerinden elmalara, portakallara, mandalinalara, muzlara, sonra çürümüş yaprak alacalı muşmulalara, kıpkırmızı turplara, zebercet yeşili pırasalara baktıkça yaşamak sevinci duyabiliyorum; yalnız onlarla. Karanlık, pis, kirli ve çirkin hayatlar silinip gidiyor sanki. Gazetelerin manşetleri, televizyon haber bültenleri, radyoların saat başı haberleri sanki ulaşamıyor.
Dereotu içimi arındırıyor."

Selim İleri şimdiye kadar okuduğum bir yazar değil. Ama bu kitabı zevkle okuyorum. İstanbul'un eski mevsimleri, çiçekleri, plajları, semtleri çocuksu bir naiflikle anlatılmış, belki de çocukluk anıları üzerine kurgulandığı için. Böyle bir hoşluğa ihtiyacım vardı bu aralar...
Arka kapaktan alıntı:
"Artık kimsenin bilmediği, hatırlayanların -hatırlamak isteyenlerin, belki- bile kalmadığı bambaşka bir İstanbul... Oysa topu topu 50 yaşında bir yazarın (1998'te tabi) anıları... Unutulmuş "bencil hesapların buzlu sularında" yok edilmiş bir İstanbul... Selim İleri yazdı."
Ve İstanbul kitapları serisinin diğer kitapları...


İstanbul çok güzel ve çok değerli bir şehir. Ama aynı zamanda berbat edilmiş ve yaşanılmayacak hale getirilmiş bir şehir. O nedenle İstanbul'da yaşamak istemezdim. Arada sırada gidip güzelliklerinden nasiplanmek daha akıllıca bana kalırsa :)) Ama tabi ben İzmir'i çok seven biri olarak böyle söylüyorum.
A, bu arada Ekin neler yapıyor? Her zamanki gibi resimler, ceviz kabukları, çam fıstıkları, çakıl taşları boyamalar, pembe kuleyle varyasyonlar, buzdolabı magnetleriyle tasarımlar, arkadaşlarıyla gezip tozup oynamalar... O benden daha meşgul gibi :)))
İpek ve Ceyda ile atölye ve sonrasında balkonda oyun, uzun zamandır görüşemediğim biz Urla'ya taşınınca daha çok görüşeceğimizi düşündüğüm arkadaşım Evren'in kızı Ece ile elele dolaşma, Işıl'cığım ve tatlı oğlu Sarp'la akşam gezmeleri. Kızımın günleri böyle geçiyor.
Işıl ve Sarp'la yaptığımız gece gezmelerini ben de çok seviyorum. Bol bol sohbet ediyoruz, çocuklar da sorunsuz oynuyorlar. Işıl'la planlar yapıyoruz, hayaller kuruyoruz, şurdan burdan konuşuyoruz, çocuklarımızın parka ilk geldiğimizde deli gibi koşuşturmalarına gülüyoruz. Ve finali hep dondurmayla yapıyoruz! Dondurma dedim de Işıııııııl, hangi akşam buluşuyoruz? :))))