30 Kasım 2010 Salı

Alman Kermesi ve Birkaç Etkinlik


Haftasonu, jimnastik eğitmenimiz Ute'nin davetiyle Güzelbahçe Amfitiyatro'da gerçekleşen "Geleneksel Alman Noel Bayramı Kermesi"ne katıldık. Üç yıldır düzenlenen bu kermesten elde edilen gelir sokak çocukları yararına kullanılıyormuş. Düzenleyen grup "Dileğimiz, bir noel kermesinin geleneğini, ortamını ve keyfini Türkiye’de de yaşamak ve elde edilen gelir ile yoksul çocuklara yardım etmek" diye açıklıyorlar amaçlarını. (Detaylı bilgi için tıklayın) Biz de haftasonu Işıl, Hande ve Sarp'la beraber katıldık. Çocuklar değişik kültürler ve ortamlarla karşılaşsın, bizim de amacımız buydu :)

Güzelbahçe Amfitiyatro burası, yukarıdan kermesin bir kısmı görünüyor...



Çok kalabalıktı, açık alanda barbekü partisi yapılıyordu. Mis gibi kokular karşıladı bizi girişte :) İçeride çeşitli standlar vardı, kimisinde yiyecek içecek (sıcak şarabın kokusu nefisti!), kimisinde elişi objeler, kitaplar, CD'ler satılıyordu. Kalabalık olması nedeniyle çok rahat bakamadık. Üst katta nefis pastaların standları vardı. Gittiğimizde karnım da açtı, yemeye içmeye gitmişim gibi yiyecekler en çok ilgimi çekti :)))

Sonunda Ute'yi bulduk, çocuklar için etkinlikler düzenlenen bölümdeymiş. Biz de Ekin ve Sarp'la katıldık. Birkaç farklı etkinlik içinden çerçeve süslemeyi seçti Ekin.

Pembeli bizim sevgili Ute'miz :)




Ekin'in süslediği çerçevenin tamamlanmış hali :)

Ekin'le Sarp başka neler varmış diye inceliyorlar...



Çocuklar için etkinlikleri Marion's / Cumhuriyet Anaokulu düzenlemişti. Ekin profesyonel yüz boyamayı dikkatle izledi :)


Kermeste beni gülümseten bir fotoğraf :))))


Birşeyler atıştırdıktan sonra kalabalıkta bunalınca dışarı çıktık. Yamaçtan manzarayı seyrettik.



Çocuklar biraz parkta oynadılar. Rüzgarı artması ve serinlemesiyle eve dönmeye karar verdik.


Akşam evde, kermeste Ute'nin gösterdiği ama yapmadığımız bir diğer etkinliği yapmaya karar verdik. Bunu için bir avuç karanfil ve bir adet portakal yeterli :)


Portakalın yüzeyine karanfilleri batırıyoruz. Kermeste bu portakalları sağa sola asıp süsleme yapmışlardı. Sert karanfiller parmaklarımızı biraz acıtsa da güzel bir etkinlik oldu.



27 Kasım 2010 Cumartesi

Sobelendim! Kreş Sobesi Bende :)



Sevgili Zeynep, beni sobelemiş, "kreş kullanmayan bir anne" olarak beklentilerimi paylaşmamı istemiş. Hay hay, zevkle Zeynep'çiğim :)


Soru:1.Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?

Ekin henüz kreşe başlamadı. Doğrusu bunu olabildiğince geciktirmeyi düşünmüştük eşimle en başından beri. Bunun en temel sebebi benim Ekin'in doğumuyla birlikte çalışma hayatıma ara vermemdi. Ekin'i büyütürken annelerimiz de dahil olmak üzere, akraba ya da yabancı kimseden yardım almadık. Birebir ben ilgilendim kızımla. 16-17 aylıkken haftada 3 gün, oyun grubu sağlamak amacıyla açılmış bir kurumda oyun grubuna devam ettik. Ekin ilk sürekli arkadaşlıklarını, birlikte oynama alışkanlıklarını orada kazandı diyebilirim. Oldukça da eğlenceli bir süreçti. 2 yaşından sonra taşındık ve uzaklık ve kurumun yapısının değişmesi nedeniyle bu kuruma devam edemedik.

O dönem Montessori eğitimiyle tanıştım ve ev uygulamaları yapmaya başladık. Daha önce de benzer fikirlerim olmasına karşın, Montessori ile tanıştıktan sonra kreş fikri (mevcut kreşleri düşünerek) daha da bulanıklaşmaya başladı kafamda.

2,5 yaşında haftada 2 gün anne-bebek jimnastiğine başladık. Birkaç ay sonra da haftada 2 gün İngilizce oyun grubu maceramız başladı. Artık haftanın 4 günü hem spor yapıp hem dil öğrenip hem de yaşıtlarıyla birarada olabileceği/oynayabileceği ortamlar oluşturunca kreşe hiç ihtiyaç duymadık :) Bunlara sanatsal etkinlikler (tiyatro oyunları, sergiler vs), sosyal etkinlikler (arkadaş toplantıları, aylık periyodik oyun grubu buluşmamız, çeşitli geziler vs), müzik (piyano çalışmaları) ve ev etkinliklerimiz (Montessori çalışmaları ve evde yapılabilecek her türlü etkinlik) de eklenince, temposu yoğun, eğlenceli, en önemlisi Ekin'in keyif aldığı ve mutlu olduğu bir süreç yaşadık / yaşıyoruz. Bana çok sorulan "neden kreşe göndermiyorsunuz?" sorusunun uzun yanıtı da budur :))


Soru 2.Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.

İstanbul'daki gibi bir Montessori okulu İzmir'de de açılsaydı, mutlaka 3 yaşından sonra tam gün olmasa da devam etmesini isterdim Ekin'in. Ne olursa olsun tam gün okulu küçük yaşlar için biraz acımasız buluyorum. Çalışan anneler için başka çare olmadığını biliyorum ama yine de küçücük kuzuların erken yaşlardan itibaren sabahtan akşamın geç saatlerine kadar anne babadan uzak olmaları içimi acıtıyor :(

Neyse, benim için en önemli kriter şudur: çocuğa saygı duyulan, isteklerinin ve kişisel özelliklerinin dikkate alındığı bir ortam sağlanabilmesi. Harala gürele bir "faaliyetten" öbürüne koşturulup, gürültü ve de "görüntü" kirliliğinin içinde olmamaları! Allah aşkına bu kreşler neden bu kadar çok renk ve görüntü karmaşası içinde, çocukların bu kirliliğe ihtiyacı olduğunu hangi "yetişkin" akıl etmiş acaba? (mimar bakış açımla böyle görünüyor bu durum, sizi de rahatsız ediyor mu?)

Örneğin, Ekin bir çalışma yaparken bölünmekten, araya girilmesinden, ona seslenilmesinden hiç hoşlanmaz. Biz de evde buna saygı gösterir ve odaklanmasını bozmayız (anneanne ve babaanneye bu durumu anlatamadım ya, o ayrı :) ) Öyle bir kreş hayal ediyorum. Kendini işine kaptıran çocuğun, "haydi bilmemne saati!" diye çağrılıp, konsantrasyonun ve dolayısıyla gelişiminin sekteye uğratılmadığı! (sanırım bu sadece Montessori okullarında oluyor...)

Bir de tabi güzel ve büyük bahçesinde doyasıya oyun oynayıp bitkiler yetiştirilse, benim için tadından yenmez :) (sizce İzmir'de böyle bir kreş bulabilir miyim?)


Soru 3.Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

Oyun grubu dışında kreş deneyimim yok. Ama şunu söyleyebilirim, Türkiye'de "alternatif eğitim" diye bir şeyin uygulamasını bulmak imkansız gibi. Her şey hemen hemen tüm okullarda aynı, kreşler de dahil. Farklılık olsa keşke diyorum. Biz mevcutun içinde birbirinin aynı okullar içinde seçim yapmak zorunda kalmasak, kendimize/çocuğumuza uygun eğitim veren bir okul bulabilsek keşke...


Soru 4.Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?

En saçma bulduğum uygulama kreşte TV izletilmesi! Bunu o kadar çok duydum ki, yine de her seferinde şaşırıyorum. Nasıl olur da çocuklarımızı "sosyalleşsin" diye gönderdiğimiz kurumda, TV açıp çocukları önüne oturtabiliyorlar? Gerçekten anlamıyorum. Evde son derece kontrollü TV izleten bir anne olarak, ne tür programlar izletildiğini de oldukça merak ediyorum!

Bir de oldukça saçma bulduğum bir uygulama da yıl sonu gösterileri. Psikopedagog Dr. Atanur Mert "MÜSAMERE Mİ? HAYIR TEŞEKKÜRLER!" başlıklı yazısında "Müsamereler okulöncesi yaşları için uygun etkinlikler değil." diye yazmış. Burada uzun uzun yazmayayım, yazının tamamı şurada. Bu müsamerelerin veliler için hazırlandığını, onların memnuniyetine yönelik olduğunu ve çocukların çok da keyif almadıklarını gözlemliyorum. Alternatif yıl sonu eğlenceleri düzenlenebilir, bunu mesleğini çocuklar üzerine kurmuş olan insanların yaratıcılığına bırakıyorum :)))


Soru 5.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?

Kreşe gitmiyor Ekin ama zorlanacağı konu ne olabilir? Hımm, benden ayrılmakta bir sorun yaşamıyor, bensiz de uzun ve güzel vakit geçirebiliyor. Bu sorun olmaz. Sanırım kuralcılığı sıkıntı yaratabilir. Ama uyumlu da bir çocuk, ortamı severse sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Bir de yukarıda yazdığım gibi bir şeyle uğraşırken bölünmekten hoşlanmıyor, hatta konuşurken sözünün kesilmesinden bile! Saygı istiyor çocuk :) Evde böyle görüyor çünkü, bu sorun yaratır mı :))))


Soru 6.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

Dediğim gibi henüz Ekin kreşe gitmiyor ama artık 4 yaşındaki bir çocuğun arkadaş ve oyun ihtiyacının daha fazla yoğunlaştığını hissediyorum. Beraber katıldığımız etkinliklerin yanı sıra, sadece kendisi ve yaşıtlarının olduğu, yanında ebeveynlerinden birinin olmadığı bir ortamda sosyal davranışlarının daha da gelişmesi açısından yarım gün bir kreşe göndersek mi diye düşünüyorum bugünlerde. Şimdiye kadar gidişattan çok memnunuz anne-baba olarak. Girişken, konuşkan :), özgüvenli olduğu söylenen bir kız çocuğu Ekin. Biraz kuralcı, genel olarak dost canlısı. İlle arkadaşlık kurmak ve sohbet etmek istiyor, yeni tanıştığı bir çocukla bunları kuramazsa (karşı taraf sessiz ve içine kapanıksa örneğin) çok üzülüyor ve kızıyor. Daha 2 yaşında bıdır bıdır konuşurken, karşısındaki çocuk cevap vermeyince çok çok üzülürdü ve bana sorardı "anne niye benimle konuşmuyor?" diye :) Çeşitli karakterlerde çocuklarla karşılaşıp kendine göre davranışlar geliştirmesi açısından yararlı olabilir diye düşünüyorum. Biz çok fazla çocukla biraraya getirmek için çaba sarfettik şimdiye kadar, bize ihtiyaç duymadan pek çok sorununu çözebildi. Bunun sürekliliğini sağlamak için kreşin "artık" yararlı olabileceğini düşünüyorum.


Bu sobe çok dolaştı, kim kaldı sobelenmeyen? Nehirineylemleri, annelili, uzaylı anne Gülay ve bir baba görüşü almak için Syrakusa'yı sobeliyorum. Sanırım sizler yazmamıştınız bu konuda, siz de yazın düşüncelerinizi, okuyalım :)


24 Kasım 2010 Çarşamba

Bayram Tatilinden Aklımda Ne Kaldı?

  • Az sayıda olsalar da akrabalarla olmak çok iyi geliyor insana. Ekin kuzenleriyle vakit geçirirken rahatça yemek yemek, bolca laflamak, büyük ninemizi çocukları, torunları ve torunlarının çocuklarıyla birarada görmek, pek sık biraraya gelemeyen kuzen çocuklarını (eşim ve kuzenlerinin birbirine çok yakın yaşlardaki kuzucuklarından bahsediyorum) birarada kudururken izlemek... Ev, dönünce ıssız geldi bana...
Ekin peşini hiç bırakmadığı Ümit abisiyle...

  • Ekin çok sevdiği halası, Şenol amcası ve kuzenleri Ege ablası ve Ümit abisiyle birlikte olmayı çok seviyor. Bayramda onlar olmazlarsa (geçen bayram İstanbul'dalardı) isyan ediyor, "böyle bayram olur mu!" diye :) Ve anne babası olmadan kalmak istediği tek ev de halasının evi. Keşke İzmir'de olsalardı, arada karı-koca bir konsere, sinemaya falan giderdik diye düşünmüyor değilim :)

  • Bu bayramda bir kutlamamız daha vardı. Hayat arkadaşım, sevgilim 39 yaşını bitirdi. Sağlıkla, mutlulukla, beraber yaşlanalım aşkım :)

  • Tam 3 akşam beraber neredeyse sorunsuz oynadığı arkadaşı (eşimin kuzeninin kızı) Defne'yle harika bir arkadaşlık kurdular. Her ne kadar hastalık transferine neden olsa da Ekin'in bayramın tadını çıkarmasını da sağladı bu arkadaşlık :) Bayram tatili bitiminde oynayıp kudurmaktan bitap düşmüş, gribal hastalık kapmış ve kilo vermiş bir kuzucukla eve döndük :(

  • Amaaa, en güzel günümüz şeftali bahçesinde, ovada geçirdiğimiz gündü. Zaten fotoğrafları da hep o günden seçtim. Biraz yağmurlu, puslu bir gündü ve dışarıda, doğada olmak çok güzeldi. Yanıma Ekin için yağmurluk ve yağmur botu da almıştım neyse ki, Ekin'e de "kirlen istediğin kadar" dedim. Keşke kendim için de getirseydim botlarımı, bağda bahçede ayağımda galoşlarla gezmek pek komik oldu doğrusu :P



Ümit'le Ekin hababam kazdılar :)


Mantara komik bakış :))))


Sonbahar renklerinin güzelliği...




Bahçelerin çatıdan görünüşü...




Nefis günbatımı başlıyor...






Bol yemek, bol sohbet, bol oyunla geçti bayram... Evi ve kafamızı toparlamak vakit aldı :) Ha gayret, biraz daha toparlanırsam Zeynep'in sobesini yazacağım :))


15 Kasım 2010 Pazartesi

At Sevgisi...

Meraklı Minik'in bu ayki konusunun "atlar" olmasına Ekin çok sevindi. En sevdiği hayvanların atlar ve tavşanlar olduğunu söylüyor hep :) Dergiye aboneyiz ve ayın ilk günlerinde aksatmadan elimize ulaşıyor. Yani biz bu at etkinliklerini yapalı 2 hafta olmuş!




Dergideki şablonu kullanarak atın gövdesini hazırladık. İki yönünü farklı boyayarak ve süsleyerek bir at yaptı Ekin. Yeleleri de yün iplerden.



Derginin eki olan at maskesini hazırlattı bana zorla :) Maske koleksiyonumuza birini daha ekledik :))) Ama en güzeli at dominosuydu. Zaten domino oynamaya bayılan kuzumla defalarca oynadık.


Sayılarla nokta birleştirme yaptı sonra. Bu at değil eşek sanırım ama olsun, idare ediverin :)))


Ve at resmi... Bu resim 2 ay önce yaptığı suluboya resim serisinin bir parçası. "Pembe at"...


Ekin'in 2,5 yaşındayken ilk ata binişinin fotoğrafları... Minicikmiş o zaman :))) Çok sevmişti ata binmeyi...





Şu anda çantalarımızı hazırlamam gerekli, hızlı ve kısaca yazmam bu yüzden. Bizim tatilimiz yarın başlıyor :)

Şimdiden herkese mutlu bayramlar :)))

8 Kasım 2010 Pazartesi

Sığacık'ta Güzel Bir Pazar Günü :)

Dün arkadaşlarımız Murat ve Aylin'le güzel bir kahvaltı yapmak için Seferihisar yolu üzerinde bir yere gittik. Hava nefisti, bol güneşli güzel İzmir'imin güzel havası :))) Kasım ayındayız yahu, dünkü havayı (hatta geçen haftaki havayı) gören ilkbahar geldi zannedecek :)

Ekin kahvaltıyı pas geçip oyuna kaptırdı kendini. Kendinden büyük ablalarla koşturdu, saklambaç oynadı. Masalarına gidip onlarla ve aileleriyle sohbet etti. Biz de dört kişi yaptık kahvaltımızı :) En güzeli de dalından ayva toplama kısmıydı. Çocuklar bayıldılar ayvaları dalından koparmaya. Sitemizdeki mandalina ağaçlarına pek yüz vermeyen kızım, burada ayva ağacının dallarına boyu yetiştiği için toplamak istedi :)



Kahvaltıdan sonra eşimin teklifiyle Sığacık'a gittik. Türkiye’nin Cittaslow başkenti Seferihisar’da, Sığacık Mahallesi kale içi pazarını gezdik. Bu pazarda çiftçiler ve ev hanımları kendi ürettikleri ürünleri satıyorlar. Daha fazla bilgi için Sığacık Mahallesi Kale İçi Pazarı 'nın facebook sayfasını ziyaret etmenizi öneririm.

Pazardan birkaç görüntü...



Ekin en çok bu kedilileri sevmiş :)


Herkes kendi yaptığını ürettiğini satışa sunmuş. El emeğiyle yapılmış işlere bayılırım!



Ekin elbette ev yapımı oyuncakların olduğu standla çok ilgilendi. Satıcı amcası ona çift taraflı bebeği anlatırken...



Bilin bakalım Ekin almak için hangisini seçti?


İşte bu "kız ayıcık"ı :))


Aylin, Ekin, ben sokakları gezerken, Ahmet ve Murat da fotoğraf çekiyorlardı. Güzelim makinemi yanıma alıp çekmeye başladığım ilk anda şarj etmemiş olduğumu görüp kafamı vuracak duvar araken, Ahmet ve Murat'ın aynı marka hiper süper cep telefonları imdadımıza yetişti. Burada gördüğünüz tüm fotoğraflar bu cihazlarla çekildi (yaşasın teknoloji, ve teknoloji meraklıları :P). Bazılarını da ben çektim ama kendi makinem gibi keyif vermeyince bu işi onlara devrettim :))




Kaleiçi pazarının genel görünümü...



Bunlar da tepeden görünümleri :) Murat abiiii, nerdesin! Ayıcığı alıp kalenin tepesine mi çıktın? :))))




Biz Aylin'le kendimizi kaptırmış sebzelere dalmışken, Bizimkiler de bol bol Ekin'in kale duvarlarında fotoğraflarını çekmişler :) Ama ne güzeldi o sebzeler meyveler...


Murat abisi Ekin'i çekerken...





Alakasız not-1: Dün akşam eve geldikten sonra National Geographic kanalında "Büyük Göçler" belgeselini seyrettim. Ekin uyumasa kesin izlerdi, bayılır çünkü. Yengeçlerin gözlerine asit salan deli sarı karıncaları izlerken de etkilendim ama, yavru antilopun yorgun düşüp o uzun yorucu yürüyüşe dayanamayarak yere yığılması ve annesinin çaresizce onu bırakmak zorunda kalışını izlerken çok etkilendim, gözlerim doldu. Artık belgesel izlerken bile ağlayacak hale geliyorum, nedir bu, normal miyim ben? :)))

İzlerken bu sesi bir yerden tanıyorum dedim. Bir süre sonra "Aaa, Tarkan bu yahu" dediğimde eşim "yok ya, adam orjinaline benzeteyim derken iyice kısık ses yapmış, o değildir" dedi. Google sağolsun öğrendim Tarkan'mış seslendiren belgeseli :P Söylemesi ayıp ama kulaklarım iyidir :)))


Alakasız not-2: Bu ara bunu dinleyesim var. Saat uygun olsa bir de bira açasım :) Öylesine...