Hafta sonumuz çok hareketliydi. Cumartesi sabahı Maria Rita Epik Müzik Okulu'ndaki müzik dersimiz, öğlen Oyuncak Müzesi'ni ziyaret, Asil'le ve oğlu Poraz Ege'yle tanışma, öğleden sonra babayı da ayartıp (bıraksan haftanın 7 günü 24 saat çalışacak) aylak aylak gezip tozma, yeme içme, pazar günü çok eğlenceli bir çocuk tiyatrosu izleme, sonrasında Ekin'in arabada uyumasını fırsat bilip eşimle bir ritüel haline getirdiğimiz (arabada uyumayı seven bir çocuğunuz olunca mecburen) birer içecek (!) eşliğinde sohbetimiz... Hepsi güzeldi hoştu da cumartesi gecesi "yalnız başıma" gittiğim açıkhava konseri benim için en kayda değer anı oldu diyebilirim :)
Günün yorgunluğuyla 19.00 gibi uykusu gelen kızım (zaten geç yatmaz akşam 20.30 civarı uyku saatidir) 19.30'da ille de araba koltuğumda uyuyacağım diye tutturunca, son anda öğrendiğim ve ailecek gideriz, Ekin de uyuyunca baston arabasında uyur (her ihtimale karşı bu gibi durumlar için arabada bulunduruyoruz, uykucu bir çocuğunuz olunca şart!) diye planladığım Grup Gündoğarken konseri'ne gidememe ihtimalimiz oluştu. Veeee anne delirdi! "Heeyt, bir konsere bile gidemeyecek miyim ben!" diye hönkürdüm ve arabadan inip "Ben konser dinleyeceğim arkadaş, yetti beaaa!" dedim :) Tabana kuvvet Alsancak İskelesi'ne yürüdüm de yürüdüm. Oh be, Kordon'da yalnız başıma yürümeyeli yıllar olmuş! Yürüdükçe gevşedim, yürüdükçe çözüldüm, bir de baktım yüzümde Alice Harikalar Diyarında'ki Cheshire Kedisi gibi kocaman bir sırıtmayla yürümeye başlamışım :)))
Bu arada Ekin çoktan arabada sızmış :) Eşim beni arayıp "Bak bakalım ortam nasıl?" diye sordu. Nasıl olacak miss gibi :) Hava ılık ama acayip rüzgarlı, iskelenin önünde açık alanda insanlar çimlere oturmuş, ellerinde biralar, konseri bekliyorlar. Sahnenin önüne de oturma düzeni yapmışlar. Bir ara arabayı yol kenarına park edip arabanın önünden ayrılmadan (malum içinde Ekin hanım var ) dinleyelim konseri dedik. Eşim "Sen git dinle ben arabada bekleyeyim" dedi. Allah'ım bir konser için ne çok alternatif üretmek zorunda kalmışız :))) En sonunda "Hadi siz gidin" dedim ben. Ekin nasılsa uyumuş, uyansa da bana ihtiyaç duymaz, babası da arabada bekleyip eziyet çekmemiş olur. Ben de kimseyi düşünmek zorunda kalmadan konserimi dinler, eve giderim.
Kimin konser verdiğinin bile bu noktadan sonra önemini yitirdiği, dışarıda, yalnız hem de bir zamanlar keyifle dinlediğim bir grubu dinleyecek olmamın verdiği heyecanla müthiş bir gece yaşadım. Hiçbir şeyi kaydetmedim. Sadece eşlik ettim, yüksek sesle şarkı söyledim, deli gibi alkışladım, mest oldum :) Sadece kendimle, içimdeki özgürlük duygusuyla, açık havada rüzgarın eşliğinde ve en sevdiğim şeyle, müzikle birlikteydim. Ben, içimdeki "aç ben"i hissettim! 4 yılın acısını çıkarırcasına konserden en çok keyif alan kişi olduğumu rahatlıkla iddia edebilirim :) (yanımda oturan müzisyen konser arkadaşım da aynı kanıdaydı :) )
İlhan Şeşen'siz Grup Gündoğarken'de Burhan Şeşen'in o güzel sesini dinledim. Gürol Ağırbaş'ın üzerinde montu, oturarak bas gitar çalışına güldüm. Ah eskiden ne çok dinlerdim dediğim şarkılara eşlik ettim. Eve dönerken Kordon'da yürüyüş yaptım, sokaklar insanlarla doluydu. Tek başıma eve döndüm. Ah, cumartesi gecesi benim gecemdi! Sadece benim...