30 Mart 2011 Çarşamba

..... Flaşşşş! ay em e fadırrrrr.... Korsan yazı (süreli yazı) yayından kaldırılması an meselesi.... (konsepte uymuyor çünkü yazı olarak)

Şimdi, izinsiz, öyle içten gelen bir yazma coşkusuyla, bana ait olmayan bir alanda bir yazı paylaşacağım... Bir yerde okumuştum. Sonra dijital olarak gelince -paylaşmak kolay olduğundan- sizlere aktarmak istedim. (heyy, blog yazarı istemezsen hemen silebilirsin…)

Önce yazı; --------------------- Doğumundan ergenliğine kadar tamamen modern çocuk eğitimi yöntemleri ile yetiştirilen ve "Türkiye'nin çocuk gelişimi kitaplarına göre büyütülen ilk çocuğu" unvanına sahip olan Zirve Doruk Kesican (25), geçtiğimiz günlerde askerden gelmesinin ardından bankacı olabilmek için gün sayıyor. Anne karnında klasik müzik dinleyerek başladığı yolculuğunun ardından, dünyaya adımını annesinin suda yaptığı doğumla atan Kesican'ın bankacılık yolunda ilerlemesi aileyi bir miktar hayal kırıklığına uğratsa da, kendisi bu durumdan pek şikayetçi değil. Türkiye'nin suda doğumla dünyaya gelen ilk bebeği Zirve Doruk Kesican, Türkiye'nin modern usüllere göre yetiştirilen ilk çocuğu... Daha annesinin karnındayken klasik müzik dinletilerek hayata hazırlanan Zirve Doruk, 1985 yılının haziran ayında Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren annesi Ebru hanım tarafından suda dünyaya getirildi. Çocuklarının gelişimine verdikleri önemi "Oğlumuzun içine doğduğu evrene saygılı, özgüvenli ve bizim başaramadıklarımızı gerçekleştirebilecek bir çocuk olması için her şeyi yaptık" sözleriyle özetleyen anne Ebru Kesican, biricik yavruları Zirve Doruk hakkında şu bilgileri verdi: Aktivite içinde kalan bir çocukluk dönemi "Eşim ve ben, Zirve Doruk için o zamanın en modern usulleri neyse hepsini birer birer uyguladık inanın. Oturmasını, kalkmasını, tuvalet adabını, kaç yaşında hangi arkadaşları ile ne oynayacağını falan hepsini kitabına uygun yaptık. Koca insanlarız, şu yaşa kadar daha bir kere psikoloğa gitmedik; Zirve Doruk belki 2 yaş sendromuna girer diye pedagog'a koştuk zamanında. Henüz 5 yaşında baleye başladı, sonra piyanoya yazdırdık, ilkokuldayken tenis oynardı, satranç deseniz o da var, yemedik içmedik özel okullara da gönderdik ama gelin görün ki yaş biraz ilerledikçe bizim oğlanın da diğerlerinden pek bi farkı kalmadı. O kadar tenis dersi alan çocuk yine halı saha maçına gitti, yine bütün gün oturup televizyon izledi. İşte şimdi de bankacı oluyor... Tamam oğlumuzdur, bir yaramazlığını da görmedik çok şükür ama suda dünyaya gelen bir çocuğun, şimdi elinde iddaa kuponlarıyla gezip, bankacılık sınavlarına hazırlanması da ağrıma gidiyor açıkçası." "Çocuk maalesef kendini amorti etmedi" Sözlerine oğlunun hiç değilse it kopuk serseri olmadığı için memnun olduğunu söyleyerek başlayan baba Serhat Kesican ise yine de yaptıkları yatırımların çok da karşılığını alamadıklarını itiraf etti. Kendisinin de bir devlet bankasından emekli olduğunu dile getiren baba Kesican, "Zirve Doruk ne olursa olsun bizim canımız ama yine de bir kendi çocukluğuma bakıyorum, bir bizim Zirve Doruk'un çocukluğa bakıyorum, aklım almıyor... Ben köy yerinde, saldım çayıra mevlam kayıra anlayışıyla yetişip bankacı oldum, bizim oğlan aman hangi yaşta hangi oyun kişisel gelişimine katkıda bulunacak, aman organik gıdalarla beslensin falan derken yine sonunda benimle aynı noktaya vardı. Kabaca bir hesap yaptım, bankadan emekli olana kadar kazanacağı parayla bu yaşa gelene kadar onun için yaptığımız masrafı ucu ucuna ancak çıkartabiliyor. Neyse, canı sağolsun tabii. Evlattır neticede..." diyerek, yaşadığı hayal kırıklığını gözler önüne serdi. "Bazı şeyler zorla olmuyor" Anne ve babasının açıklamalarının ardından söz alan Zirve Doruk Kesican ise bazı şeylerin de fıtrat meselesini olduğunu ve ailesinin daha en başta klasik müzikle olsun, suda doğumla olsun beklentileri gereksiz yere yükselttiğini belirtti. Sadece isminin ağırlığının bile kendisi için yük olduğunu vurgulayan Zirve Doruk Kesican, "Valla benim kimseden baleydi, gitar kursuydu bilmemneydi gibi bir talebim olmadı. Zaten sonra arkadaşlar arasında da epey zorluk yaşadım, sıkıntılar oldu. Baleyi filan zaten kimseye anlatamazsın da, suda doğum hikayesi yüzünden bile lise bitene kadar lakabım lepistes olarak kaldı. Sağ olsunlar uğraşmışlar etmişler ama keşke hiç girmeselerdi böyle işlere" dedi. Hayatının bundan sonraki dönemi için sınavları geçebilirse bankacı olmak ve Fizik öğretmeni olarak atama bekleyen kız arkadaşıyla evlenip birlikte 10 sene ev kredisi ödemek gibi planları olduğunu belirten Zirve Doruk Kesican, açıklamalarına şöyle son verdi: "Bizden geçti artık ama çocuk sahibi olunca yine elimiz mahkum deniycez bu klasik müziğiydi, suda doğumuydu, zeka geliştiren oyuncaklarıydı falan. Bu şekilde 3-5 jenerasyon sonra belki aileden dahi bir bilimadamı ya da bir gol kralı falan çıkarabilirsek ne mutlu bize...


---------------- Şimdi biraz yorum;

Çok güldüm haliyle. Önce gerçektir diye düşündüm. Ama sanırım Zaytung haberi. Ama, içeriğinde çok da haksızlar diyemeyeceğim. Çocuklara yüklediğimiz anlamlar, görevler ya da her neyse gerçekten çok ağır değil mi? En azından çocukken, böylesine sorumsuz ve oyun çağlarındayken dayatmalarımız ne denli doğru? Bilemiyorum… Ne yaparsak yapalım, hayat onların… Seçimlerini yapacaklar.

İçinizden, iyi de bizim görevimiz ortam oluşturmak, zemini tesis etmek dediğinizi duyuyorum. Ama Zirve’nin dediği gibi, "Valla benim kimseden baleydi, gitar kursuydu bilmem neydi gibi bir talebim olmadı” derlerse ne cevap vereceğiz…

Belki de bunları şu günlerde çok yorgun olduğumdan yazıyorum. Yani diyorum ki, iyi ki çocukluğum kırsal bir alanda geçti. İyi ki doya doya oynadım. Piano kursu, vs yoktu da gönderilmedim. Ivır zıvır eşyalara Fırat gibi “Oynarım ki ben bununla dedim” ve oynadım. Zaten modern hayat insanlara zorlaştırılmış bir hayat sunmuyor mu? Her şeyin zorluğu gün be gün artıyor ve geçilmesi gereken eşiği yükselmiyor mu?

Her neyse bir gülmeli, bir düşündürmeli yazıma baba bir adamdan alıntı ile son vereyim… ....


çocuklar senin çocukların değil

hayatın oğul ve kızları

seninle beraber ama sana ait değiller

sevgini verebilirsin onlara ama düşüncelerini değil

çünkü onların kendi düşünceleri var

bedenlerini evinde barındırabilirsin ama ruhlarını değil

çünkü ruhları yarının evinde yasar ve sen o evi rüyalarında bile ziyaret edemezsin

onlar gibi olmak isteyebilirsin ama onları kendine benzetmeye çalışma

çünkü hayat geriye gitmez

sen bir yaysın çocuklar senden ileriye fırlayan oklar gibi...


Halil Cibran

not: Böyle yazdığıma bakmayın… Bu yazdığım, paylaştığım her şeyin çıkmazını içimde hissediyorum. Hele Cibran’a bu açık sözlülüğünden dolayı neler neler diyorum…


25 Mart 2011 Cuma

Bir Blog Ödülü :)

Keyifli bir ödüle, keyifli bir fotoğraf yakışır ;)

18-21 mart tarihlerinde Mardin gezisindeydik. Eşimin bana doğumgünü hediyesiydi bu seyahat :) Çok güzel yerler gördük, çok güzel vakit geçirdik. Yaklaşık 1200 adet fotoğraf çekmişiz :) Dönüşte kendimize gelmemiz biraz uzun sürse de, yakın zamanda paylaşacağım Mardin anılarımızı ve çektiğimiz fotoğrafların bazılarını.



Bu arada blogum bir ödül almış. Dünya tatlısı minik bir kız var, adı Yağmur. Annesi meslektaşım, Yağmur'un harika fotoğraflarını paylaşıyor birdamlacıkyağmur adlı blogunda. Adı bile güzel olan bir ödül vermiş blogumuza, okuması en keyifli blog ödülü :) Çok teşekkür ederim Damla, böyle bir ödül almak ne güzel :)



Benim severek takip ettiğim çok blog var. Ama okurken ayrı bir tat aldığım birkaç blog var, onlara vermek istiyorum bu ödülü: Syrakusa, içimdekidörtmevsim, sanatnotları ve içimdençağlayanlar, okuması en keyifli blog ödülünü size veriyorum kabul ederseniz :)

16 Mart 2011 Çarşamba

İzmir Kukla Günleri Ve Bir Oyun

Bu hafta geçen hafta sonundan itibaren tam "bahar gelmiş neyime" durumu yaşadık kızımla. O hasta, ben hasta... Neyse toparlanıyoruz yavaş yavaş epey bir süründükten sonra.

Hafta sonu Ekin'in okuluyla birlikte İzmir Kukla Günleri kapsamında bir kukla gösterisine gittik. Okulla olmasa da gitmeyi planladığım bir oyundu, Bulgaristan'dan State Puppet Theatre grubunun Allegro Vivace adlı oyunu. Bence izlemesi çok eğlenceli bir kukla gösterisiydi. Ekin özellikle müziklerini çok sevdi. Çünkü çoğunlukla klasik müzik ezgileri kullanmışlardı.


Oyundan birkaç görüntü...





Oyundan sonra kukla oynatıcılar, çocukları kuklara dokunmaları ve fotoğraf çektirmeleri için sahneye çağırdılar.


Çocuklar merakla kuklaları incelediler.


Bir ara fazla izdiham olunca Ekin pek hoşlanmadı bu kalabalık durumdan, o gece hastalandığı düşünülürse çok şaşırtıcı değil benim için o günkü keyifsizliği...


Ekin ve sınıf arkadaşı Zeynep. Zaten bizim bulunduğumuz tüm fotoğrafları (Ekin kucağımdan inmek istemeyince) Zeynep'in annesi çekti sağolsun.




Oyun sonrası ısrarla kucağımda kalmaya karar veren Ekin'ciğim, "anne tost istedi canım" deyince canıma minnet dedim ve kızıma Güzelyalı'da tost ve ayran ısmarladım. Gerçi sonlarına doğru gözleri kızarıp ateşi çıkmaya başlamıştı ama olsun. Kızım ister de ben yapmaz mıyım?



9 Mart 2011 Çarşamba

Anne-Kız Hallerimiz

Dışardan eve geldik, İzmir'e ince ince kar yağıyordu :) Ekin pijamasını giydi, ağzına bir parça çikolata attı, anne-kız biraz koklaştık :) Dün akşamdan anne-kız hallerimiz...









7 Mart 2011 Pazartesi

Planetaryum


Fransız Kültür Merkezi'ne Bilim Haftası kapsamında düzenlenen çeşitli etkinliklerden biri de planetaryum seansıydı. Eşim geçen perşembe akşamı için üçümüzün adını yazdırmış. Gösteri Salonunda, Palais de la Découverte’ten gelen Cosmodyssee III Planetaryum’unu görmeye gittik. Aslında bu seanslar yetişkinler içindi, ama Ekin'in de ilgisini çekeceğini düşünüp, üçümüz beraber katıldık. Planetaryum nedir derseniz, http://www.planetaryum.com/ sitesinde şöyle bir tanım var: "Planetaryumlar; gökyüzünü, uzayı tanıtmak, merak uyandırmak ve araştırma yapmayı teşvik etmek için kullanılan, eğitim ve eğlence araçlarıdır."

Cihaz şöyle bir şey :



Planetaryum ile yıldızlar, takımyıldızları ve bunların gökkubbedeki temel hareketleri incelenebiliyor. Bizim gittiğimiz gün, perşembe günü İzmir'de saat 20.00'de gerçek gökyüzü nasılsa, ona pragramlanmıştı bu cihaz. Ve eğer ışıksız bir ortamdan gözleyebiliyor olsaydık, dışarıdan çıplak gözle aynı planetaryumda görebildiğimiz gökyüzünü görebilecektik. Ama tabi şehir çok ışıklı, bu nedenle gözyüzünü ve yıldızları rahatlıkla göremiyoruz. Ayrıca o gece batı yönünde Jüpiter gezegeni çok net görülebiliyordu :)


Anlatıcımız yıldızları, takım yıldızlarını ve gökyüzündeki konumlarını çok eğlenceli bir dille anlattı bize. Anlatım Fransızca ve anında çeviri ile olsa da arada kendisi de bildiği Türkçe sözcüklerle katkıda bulundu :)


Kubbe şeklinde şişme bir hacmin içine emekleyerek girip yerde bağdaş kurarak oturduk :) Bu şekilde kubbeye yansıtılan gökyüzü görüntüsüyle yıldızları gözlemleyebildik.


Bu el sallayan hanımın hemen yanındaki girişten jet hızıyla emekleyen yetişkinler düşünün :)) Çok komikti :) Hızlı olmalıydık çünkü içeride sağlanan havanın dışarı çıkmaması gerekiyordu, yoksa kubbenin yeniden şişirilmesi gerekecekti.

Yarım saat boyunca karanlık, sadece yıldızların pırıltısının olduğu bir ortamda olmak çok güzeldi. Ekin aynı şeyi düşünmedi tabi, uzun süre karanlıkta gözleri rahatsız oldu. Bazı yıldız takımlarını göremedi, mesela anlatıcımızın bahsettiği Odeon yıldız takımının dev savaşçıya, küçük ayı yıldız takımının kepçeye ya da saksafona benzemesi gibi bizi çok eğlendiren konularda, kendisi benzetemeyince keyfi kaçtı :) Ha, bir de uykusu geldi :)))) Karanlığın etkisi herhalde :)

Bizim açımızdan planetaryumda yıldızlarla dolu bir kubbenin altında oturmak müthişti!

Planetaryumdan önce Fransız Kültür Merkezi sergi salonunda "Evreni Keşfetmek" adlı sergiyi gezdik.

Bir yandan kurabiye yiyip, bir yandan sergi gezen Ekin :)

1 Mart 2011 Salı

Bloguma Dokunma!


Bugün birçok blogda aynı yazıyı göreceksiniz. Ben de bu konuyu diğer blog sahibi arkadaşlarımdan öğrendim. Konu nedir tam olarak bilmiyorum ama (öğrenmeye çalışıyorum bir yandan) yarından itibaren TTnet kullanıcıları da bloglara ulaşamayacakmış :(

Sevgili arkadaşım Gülay'ın blogunda verdiği linkten blogspottan wordpress'e aktarımı öğrendim ve birçok blogspot kullanıcısı gibi ben de blogumu wordpress'e taşıdım. En azından ulaşabilmek isterim bloguma. Wordpress'i hiç bilmiyorum, ama sanırım kullanmayı öğreneceğim yakında mecburen. Şimdilik blogumu http://ekinvebiz.wordpress.com/ adresine taşıdığımı bildirmek isterim.

Umarım bu yasakçı zihniyetin saçmalamaları son bulur!

Sonradan eklenen not: Destek için http://www.facebook.com/blogumadokunma