24 Ekim 2011 Pazartesi

Ölüyoruz!

Son günlerdeki yaşadıklarımız, duyduklarımız "ulan, keşke izlemeseydim" dedirten berbat filmde izlediklerimiz olsaydı...

Aklımızı, kanımızı donduran şeyler bunlar. Herkes delirmiş gibi! Yaşananlar korkunç, ölen gencecik insanlar, ağzından sözcüklerle birlikte kin, nefret, öfke kusanlar, doğal afeti bile ilahi adaletle, intikamla bağdaştıranlar, dünyada sadece kendi tercih ettiği etnik kökenli insanlarla yaşamayı diğerlerini ortadan kaldırmayı düşünen her çeşit ırkçılar... Allah'ım noluyor? Delirdik mi? Aklımızı mı yitirdik? Bu kadar saçmalık neden yaşanıyor? Hangi bağımsızlık bu kadar canın yitirilmesine değer? Deprem nasıl olur da oh çekilen, ölenlerin olmasına sevinilen bir durum olur? Nasıl, nasıl, nasıl??? Barıştan, insan olmaktan bahsedene tuhaf tuhaf bakmaya başladı herkes! Bu delilik bitmeli bir an önce. Berbat bir filmi izlemişiz de, pişman olmuşuz gibi olsun.

Bu durumu çocuklarımıza nasıl anlatırız? Birileri depremde öldü, biz çok sevindik diye :( Ya da öyle mücadele ettik ki, binlerce genç delikanlıyı öldürdük "karşı taraftan" diye :( Ölüm ve kan üzerinden elde edilenlerden ne hayır gelir?

İçim acıyor, insanların bu hale gelmelerine kahroluyorum. Her ölenle insanlığımız biraz daha eksiliyor, biz bir kez daha ölüyoruz. Ne yazık ki...

Not-1: Bu blogda sadece Ekin'le paylaştıklarımıza yer vermeye çalışıyorum. Gündem ya da kişisel konuları buraya hemen hemen hiç taşımıyorum. Ama bunları yazmak istedim. Geldiğimiz şu nokta üzerinde konuşmamız gereken bir nokta. Burada da yer almalı...

Not-2: Bugün evdeki kışlıklardan, özellikle çocuklar için olanlardan ayırıp yarın götürmek üzere hazırladım. Van'da çocukların perişan olduklarını düşünerek ben de perişan oldum :( Van'a yardım konusunda sosyal medya müthiş çalışıyor, pek çok yerde hızla organize olundu, birçok belediye, firma ve çeşitli kuruluşlar yardımları ulaştırmaya başladılar. Hepsini birarada bulabileceğimiz bir adres var: http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/ Bulunduğunuz yerde yardımlarınızı nerelere ulaştırabilirsiniz, ya da en acil nelere itiyaç var, hepsini bu linkte bulabilirsiniz.

Not-3: Bu konuyla ilgili Fikir Mahsulleri Ofisi'nde bir yazı okudum. "Bu ülkede bugün sadece insanlar ölmedi, insanlık öldü." diye yazmışlar. Üzerine söylenecek bir söz yok bence.

23 Ekim 2011 Pazar

Gidişat...

Uzun bir ara.. Arayı açtıkça daha da uzaklaşma hissi... Arada açıp bakıp "hımm, güzel şeyler yapmışız" deyip kapatma... Bu ara blogumla ilişkimiz bu yüzeyde ilerliyor. Pardon bu ilerleme değil tabi duraklama :)

Daha içine kapanık bir dönemdeyim. Kendime dönük, dış dünyayla mesafeli... İçerinden dışarıya bakışta çok da sevimli şeyler görünmüyor zaten. Herhangi bir sıkıntı hali değil bu, böyle olması gereken bir dönemi yaşıyorum sanırım. İyi de geliyor. Dışa dönük yapıda bir insan için zorlayıcı olsa bile (normal halime kıyasla epey uzun süredir böyle olduğum düşünülürse) iyi geliyor. Paylaşmadan, konuşmadan duramayan ben, bu kadar ketum olan şu halimi yadırgıyorum ama ruhumun buna ihtiyacı var(mış).



Ekin büyüyor. Artık 5 yaşında bir "abla". Çocuk olduğunu kabul etmiyor, ablayım ben diyor :) Oysa hiçbir zaman "artık abla oldun, büyüdün" deyip de onu zorlamıyoruz. Büyüme sürecini izlemek çok güzel. Ama zorlukları da var elbette. Kızım bazen bir genç kız, hali, edası, kaprisleriyle sanki bir ergen var karşımda. Bazen küçücük bir bebek, sürekli ilgi isteyen, istediği olmadığında hırçınlaşan. Bu değişkenlik normal, ne de olsa 5 yaş 15 yaşın muadili sayılıyor :) Yine de bazen ayak uydurmak zor. 11.00-18.00 arası okulda, ama onu çok özlüyorum, keşke daha çok beraber olabilsek. İyi vakit geçirdiğine ve mutlu olduğuna eminim, her şeyi anlatan bir çocuk. Ama geri kalan zaman bana yetmiyor :) Saçma mı? Belki de :)

- Sabah ve akşam yeterince vakit geçiremediğimizi düşündüğünde "Yatma vakti mi? Ama daha eğlenemedik ki" diye isyan edip ancak beraber kitap okuyacağımızı söylediğimde ikna oluyor :) Bilse bana da yetmiyor o kadarcık zaman :)

- Bir hayali var Ekin'in, makineler icat etmek (bu aralar türlü işlevlerde türlü makinelerin tasarımlarını yapıyor çizimle) ve bu icatlarını bir dükkanda sergileyip satmak :) Hem tasarımcı hem tüccar olacak sanırım :)))

- "Dünyanın sonu var mı?" diye soran küçük bir kıza nasıl cevap verilir? Ya da "Neden hiç klasik müzik bestecisi kadın yok?" diye sorarsa? Soruya soruyla cevap vermek en eğlendiğim kısmı bu işin :)

- İsyan ettiği konulardan birisi de babasıyla daha çok birlikte olmak istemesi. Çok çalışan, mesai saati kavramı olmayan bir babası olunca, babasını deli gibi özleyip anneye isyan eden bir çocuk profili çıkıyor ortaya :) Cumartesileri özellikle isyan tava yapıyor. "Bu ne biçim hafta sonu, babam neden çalışıyor, bütün gün babamla olmak istiyorum ben, babaaaa!" şeklinde sonu gelmez söylenmelerle mücadele etmek zorunda kalıyorum. Sonuçta, birlikte geçirebildikleri her anı dipdibe, kucak kucağa ve kikirdeyerek geçiriyorlar :))

- "Anneciğim, seni çok seviyorum. Bunu binlerce kez söyleyebilirim" dediğinde yaşadığım mutluluk tarifsiz. Benim sevgimin sınırsız olduğunu söylememe gerek yok, eminim hissediyor zaten bunu.

- Tek dileğim (neredeyse hayatımdaki tek beklentim) Ekin yetişkin olduğu zaman, birbirine açık olabilen, sohbet edebilen, dertleşebilen anne-kız (ve babası için de baba-kız demeliyim) olabilmemiz. Bu aralar bu konuyu çok düşünüyorum. Benim çok yaşayamadığım şeyler bunlar, kızıma yaşatabilecek miyim diye dertleniyorum.

Pek çok konuda kararlar vermeliyim. Oysa hiç yapamadığım şeylerden biridir hedefler koymak, orta-uzun vadede planlar yapmak. Şu anda ne hissediyorum, ne düşünüyorum, ona göre davranmak benim yapabildiğim. Çok planlı biri olamadım ben.

Tamamlanmayı bekleyen bir döngünün içindeyim, çember ne zaman ve nasıl kapanır bilemiyorum.